Ana Sayfa » 2010 arşivindesin
Avustralya son 50 yılın en kötü sel felaketiyle boğuşuyor. Ülkede Fransa ve Almanya’nın yüzölçümü toplamından daha büyük bir alanın sel suları altında kaldığı belirtiliyor. 22 il ve ilçe acil yardım bekliyor.
İki haftadır etkili olan yağışlar başta Queensland eyaleti olmak üzere Avustralya’nın kuzeydoğusunda sel felaketine neden oldu.
Queensland’daki ana kömür madenlerinin çoğu faaliyetlerini durdurdu. Eyalette ihracatın yapıldığı ana kömür limanı da ulaşıma kapandı.
Avustralya başbakanı Julia Gillard, ülkenin şeker ambarı olan selin vurduğu Brisbane’i ziyaret etti. Gillard, sel sebebiyle büyük miktarda mahsulün zarar gördüğü afet bölgesine 1 milyon dolar yardım sözü verdi.
Ordu ise sel sularında mahsur kalan 200 bin kişiyi helikopterlerle kurtarmaya çalışıyor.
Felaketzedeler hayatta kalmak için birbirlerine kenetlendiklerini belirtiyor:
“Bu kurtarma çalışmaları gerekli miydi bilmiyorum. Ancak kimse suların daha ne kadar yükseleceğini bilmiyor, çünkü hala yükselmeye devam ediyor.”
“Herkes birlikte mücadele ediyor, bürçok ev şu an sular altında. Ancak önemli olan herkesin birlikte çalışması, elbirliğiyle herkesi kurtarmaya çalıştık.”
Ülkenin kuzey batısında ise yarından itibaren kuvvetli tropikal kasırga beklendiği belirtilirken, sıcaklığın 44 dereceye çıktığı güneydoğu bölgelerinde ise yangın uyarısında bulunuldu.


Kalabalık bir gönüllü grubu da Kopenhag'dan Bornholm Adası'na gemiyle giderek kurtarma çalışmalarına katıldı.
Salı günü Kopenhag'dan adaya gönderilen 16 kar küreme makinesi çalışmaya ve yolları açmaya başladı.
Kar küreme makinesi dışında askeri kurtarma helikopterleri ve paletli araçlar da adadaki çalışmalara katıldı.
Kurtarma çalışmalarına katılan askerler kar kalınlığının yer yer 8 metreye ulaştığını bildirdiler.
Bornholm adası Emniyet Müdürlüğünden Komiser Jan Egelund, adadaki tüm yolların açılması ve mahsur kalan ailelere ulaşılmasının bir hafta sürebileceğini söyledi. Jan Egelund "Bornholm adası sakinleri kötü şartlara rağmen hayatta kalmayı başardı. Çünkü tüm ailelerin bu tür durumlara karşı depolanmış erzağı var. Kar yağışı durmuş olmasına rağmen halkın mecbur kalmadıkça sokağa çıkmamasını tavsiye ediyoruz. Adada yardım çalışmalarına katılan helikopter dışında gece uçuş özelliklerine sahip bir helikopter daha geldi. Şu anda sadece bir kişinin tedavi edilmesi gerekiyor" dedi.
Adadaki çiftlik evlerinde mahsur kalan bir bayan ile küçük oğlu ve diğer ailelere helikopterle erzak ulaştırıldı. Bazı evlerde su borularının donması nedeniyle ısıtma sistemleri çalışmayınca evlere gazlı ve petrollü soba ulaştırıldı.
Çiftçiler binlerce ton sütü alıcıya ulaştıramadıkları için dökmek zorunda kaldıklarını bildirdiler. Ada sakinleri evlerin üzerindeki kalın kar tabakasının ağırlığından çatıların çökme tehlikesi içinde olduğunu bildirdi.
Başbakan Lars Lökke Rasmussen, adada afet durumu ilan ederek, hükümetin ekstra ekonomik yardım göndereceğini bildirdi. Danimarka Meteoroloji İstasyonu ise, Bornholm adasına 100 milyon tondan fazla kar yağdığını bildirdi.
Filmin torrent dosyasını indirmek için tıklayınız.
Filmin Türkçe alt yazı dosyasını indirmek için tıklayınız.

Bu çerçevede TTNET’in internet portföyüne yeni paketler eklenirken, var olan paketlerde de güncellemeler yapılıyor.
Portföye eklenen yeni internet paketleri
Müşterilerinin farklı ihtiyaçlarına yönelik yeni paketleri hayata geçiren TTNET; ADSL2+ portföyüne 16 Mbps’ye kadar 5GB kotalı ve 16 Mbps’ye kadar Limitsiz paketlerini; ADSL portföyüne ise NETLİMİTSİZ Plus paketini ekliyor. Ayrıca 100 Mbps’e kadar hızlı VDSL2 paketlerini de müşterilerine sunuyor.
Portföye yeni eklenen ADSL ve ADSL2+ bağlantı çeşitleri ve fiyatları:
· Aylık 33 TL’ye: 16 Mbps’ye kadar 5 GB kotalı (10,91 GB adil kullanım noktası) ADSL2+
· Aylık 59 TL’ye: 16 Mbps’ye kadar Limitsiz (50 GB adil kullanım noktası) ADSL2+
· Aylık 89 TL’ye: 8 Mbps’ye kadar NETLİMİTSİZ Plus (100 GB adil kullanım noktası) ADSL
Diğer taraftan, günümüzde değişen kullanım alışkanlıklarına paralel olarak düzenlenen internet paket portföyü kapsamında yüksek hıza sahip VDSL2 paketleri de çeşitlendiriliyor.
Portföye yeni eklenen VDSL2 bağlantı çeşitleri ve fiyatları:
· Aylık 43TL’ye: 32 Mbps’ye kadar 10 GB kotalı (15,91 GB adil kullanım noktası)
· Aylık 69TL’ye: 50 Mbps’ye kadar 15 GB kotalı (22,39 GB adil kullanım noktası)
· Aylık 99TL’ye: 100 Mbps’ye kadar 20 GB kotalı (30,56 adil kullanım noktası)
· Aylık 79TL’ye: 32 Mbps’ye kadar Limitsiz (50 GB adil kullanım noktası)
· Aylık 109TL’ye: 50 Mbps’ye kadar Limitsiz (100 GB adil kullanım noktası)
· Aylık 149TL’ye: 100 Mbps’ye kadar Limitsiz (100 GB adil kullanım noktası)
Mevcut İnternet Paketlerindeki Değişiklikler
Yeni paket düzenlemeleriyle birlikte, aynı zamanda yeni aboneliğe de açık olacak NET6 paketinin fiyatı 39 TL’den 32 TL’ye indirilirken, NET4, NET6 ve NETLİMİTSİZ paketlerinin adil kullanım hakkı 15 GB’den 25 GB’ye yükseltiliyor. Bu paketlerin adil kullanım noktasından sonraki hızları da 512 Kbps’den 1 Mbps’ye yükseltiliyor.
Mevcut şartlar altında müşterilerine en yüksek kalitede hizmet sunmayı amaçlayan TTNET’in, NETLİMİTSİZ paketi aylık 54,90 TL’den, 8LİMİTSİZ paketi ise aylık 109 TL’den abonelere sunuluyor.
Kotalı paket kullanan abonelerin kotayı aşmaları halinde, limitsiz paket kullanıcılarının bant genişliğini kullanma haklarını korumak amacıyla, aboneliğe açık olan NET4, NET6 ve hâlihazırda yeni aboneliğe kapalı olan 1 Mbps 4 GB, 2 Mbps 4 GB, 1 Mbps 6 GB, 2 Mbps 6 GB paketlerindeki kota aşımında uygulanan maksimum ücretler, paketlerin tümü için 79 TL’ye sabitleniyor.
TTNET internet paketlerindeki düzenleme ve değişikliğin söz konusu olduğu taahhütlü ve taahhütsüz tüm paket aboneliklerinin; taahhüt edilen paketlerin varsa indirimi sona erdikten sonraki standart fiyatları için de geçerli oluyor.
Yeni Aboneliğe Kapanan İnternet Paketleri
Yeni portföyde 1LİMİTSİZ, 2LİMİTSİZ ve 4LİMİTSİZ ADSL ile 16LİMİTSİZ ve 32LİMİTSİZ VDSL2 paketleri yeni abonelik taleplerine kapatılıyor.
Bu paketler, hâlihazırda abone olan müşteriler için aboneliğin devamına olanak tanıyor.

Geçtiğimiz günlerde çift fanlı soğutucu kullandığı özel tasarımlı Radeon HD 6950 ve HD 6970 modellerini tanıtan PowerColor, bugün yaptığı açıklamayla su soğutmalı Radeon HD 6970 modelini de duyurdu. LCS serisi altında hazırlanan yüksek performans odaklı yeni modelde, konusu uzman isimlerden birisi olan EK firmasıın geliştirdiği Bakır tabanlı su soğutma bloğuna yer veriliyor. Tam yük altında kartı 50 derecenin altında tuttuğu belirtilen su soğutma bloğu ile hız aşırtmacılara ve performans tutkunlarına göz kırpan ekran kartı, 40nm üretim teknolojisiyle hazırlanan Cayman XT GPU'sundan güç alıyor.
256-Bit bellek veri yolu desteğine, 2GB GDDR5 bellek kapasitesine ve 1536x paralel işlem birimine sahip olan ekran kartı, fabrika çıkışı hız aşırtmalı olarak sunuluyor Grafik işlem birimi 925MHz'de, bellekleri ise 5700MHz'de görev yapan ekran kartı, çoklu ekran kartı kurulumları için Crossfire X teknolojisine de destek sunuyorlar. Görüntü aktarımı için çift DVI, HDMI ve DisplayPort konnektörlerine sahip olan su soğutmalı Radeon HD 6970 LCS'nin, PowerColor tarafından yakında satışa sunulması beklenirken, tavsiye edilen son kullanıcı satış fiyatı hakkında henüz açıklanmış herhangi bir bilgi bulunmuyor.

Bilmez idik evvel bu dirâyet yeni çıktı
(Yükselmek, iyi bir mevkiye gelmek için dostlarını çekiştirmek yeni çıktı, önceleri bu beceriksizliği bilmezdik, bu da yeni çıktı)
Sirkat çoğalıp lâfz-ı sadâkat modalandı
Nâmus tamam oldu hamiyyet yeni çıktı
(Hırsızlık çoğalıp sadakat sözü moda haline geldi, namusu bitirdik, hamiyet yeni çıktı)
Düşmanlara ahbâbını zemm oldu zerafet
Dildardan ağyâra şikâyet yeni çıktı
(Düşmanlara dostları yermek bir incelik oldu; başkalarına gönül dostlarından şikayet yeni çıktı)
Sâdıkları tahkîr ile red kaide oldu
Hırsızlara ikram ü inayet yeni çıktı
(Sâdık kişileri aşağılama, reddetme benimsenir oldu; hırsızlara ikram ve yardım yeni çıktı)
Hak söyleyen evvel dahi menfûr idi gerçi
Hainlere amma ki riayet yeni çıktı
(Her ne kadar doğruyu söyleyenler de önceleri nefretle karşılanmışsa da ancak hainlere uyma yeni çıktı)
Evrak ile ilân olunur cümle nizâmât
Elfâz ile terfîh-i ra'iyyet yeni çıktı
(Bütün düzenlemeler bazı kâğıtlar ile ilan olunur, söz ile halkın refaha eriştirilmesi ise yeni çıktı)
Âciz olanın ketm olunur hakk-ı sarîhi
Mahmîleri her yerde himâyet yeni çıktı
(Güçsüz olanın en belirgin hakkı saklı tutulur, himaye görenleri her yerde korumak yeni çıktı)
İsnâd-ı ta'assub olunur merd-i gayûra
Dinsizlere tevcîh-i reviyyet yeni çıktı
(Gayretli kişiler taassubla suçlanırken dinsizlere özgü derin düşünce yeni çıktı)
İslam imiş devlete pâ-bend-i terakki
Evvel yoğ idi işbu rivâyet yeni çıktı
(Devletin yükselmesine engel olan İslamiyet imiş, önceleri yoktu, bu rivayet yeni çıktı)
Milliyyeti nisyan ederek her işimizde
Efkâr-ı Firenge tebaiyyet yeni çıktı
(Her işimizde millî benliğimizi unutarak Batı düşüncesine körü körüne bağlılık yeni çıktı)
Eyvah bu bâzîçede bizler yine yandık
Zîra ki ziyan ortada bilmem ne kazandık
(Eyvah bu oyunda bizler yine yandık, çünkü zarar ortada bu konuda bilmem biz ne kazandık). Ziya Paşa
Sanman bizi kim şîre-i engûr ile mestiz
Biz ehli harâbâtdanız mest-i Elest'iz
Ter-dâmen olanlar bizi âlûde sanır lîk
Bizi mâil-i bûs-ı leb-i câm ü kef-i destiz
Sadrın gözedüp neyliyelim bezm-i cihânın
Pây-ı hum-ı meydir yerimiz bâde-perestiz
Mâil değiliz kimsenin âzârına ammâ
Hâtır-şirken-i zâhid-i peymane-şikestiz
Erbâb-ı garaz bizden irâğ olduğu yeğdir
Düşmez yere zîrâ okumuz sâhib-i şastız
Bu âlem-i fânîde ne mîr ü ne gedâyız
Âlâlara âlâlanırız pest ile pestiz
Hem-kâse-i erbâb-ı diliz arbedemiz yok
Meyhânedeyiz gerçi velî aşk ile mestiz
Biz mest-i mey-i meygede-i âlem-i cânız
Ser-halka-i cem'iyyet-i peymâne-keşânız
6. bent
Vardım seher-i taât içün mescide nagâh
Gördüm oturu halka olup bir nica gümrâh
Girmiş kimisi vahdete almış ele tesbih
Her birisinün vir-i zebânı çil ü pencâh
Didüm ne sayarsız ne alırsuz ne satarsız
K’asla dilinüzde ne nebi var ne hod Allah
Didi biri kim şehrimizün hâkim-i vakti
Hayretmek için halka gelür mescide her gâh
İhsânı ya pencâh u ya çildür fukarâya
Sabreyle ki demdür gele ol mir-i felek-câh
Geldiklerini mescide bildüm ne içündür
Yüz döndürüb andan dedüm ey kavm olun âgâh
Sizden kim ırağ oldı ise Hakk’a yakındur
Zira ki dalâlet yoludur tuttuğunuz râh
Tahkik bu kim hep işimiz zerk ü riyâdır
Taklide siz taâtiniz cümle hebâdır
Cuma
Avustralya’da son 50 yılın sel felaketi
Zaman:
Cuma, Aralık 31, 2010
Kategori
yıl
0
yorum
Avustralya son 50 yılın en kötü sel felaketiyle boğuşuyor. Ülkede Fransa ve Almanya’nın yüzölçümü toplamından daha büyük bir alanın sel suları altında kaldığı belirtiliyor. 22 il ve ilçe acil yardım bekliyor.
İki haftadır etkili olan yağışlar başta Queensland eyaleti olmak üzere Avustralya’nın kuzeydoğusunda sel felaketine neden oldu.
Queensland’daki ana kömür madenlerinin çoğu faaliyetlerini durdurdu. Eyalette ihracatın yapıldığı ana kömür limanı da ulaşıma kapandı.
Avustralya başbakanı Julia Gillard, ülkenin şeker ambarı olan selin vurduğu Brisbane’i ziyaret etti. Gillard, sel sebebiyle büyük miktarda mahsulün zarar gördüğü afet bölgesine 1 milyon dolar yardım sözü verdi.
Ordu ise sel sularında mahsur kalan 200 bin kişiyi helikopterlerle kurtarmaya çalışıyor.
Felaketzedeler hayatta kalmak için birbirlerine kenetlendiklerini belirtiyor:
“Bu kurtarma çalışmaları gerekli miydi bilmiyorum. Ancak kimse suların daha ne kadar yükseleceğini bilmiyor, çünkü hala yükselmeye devam ediyor.”
“Herkes birlikte mücadele ediyor, bürçok ev şu an sular altında. Ancak önemli olan herkesin birlikte çalışması, elbirliğiyle herkesi kurtarmaya çalıştık.”
Ülkenin kuzey batısında ise yarından itibaren kuvvetli tropikal kasırga beklendiği belirtilirken, sıcaklığın 44 dereceye çıktığı güneydoğu bölgelerinde ise yangın uyarısında bulunuldu.
Kar altında kalan adaya sonunda ulaşıldı
Zaman:
Cuma, Aralık 31, 2010
Kategori
ulaşıldı
0
yorum
Yoğun kar yağışı nedeniyle 5 gündür dünya ile bağlantısı kesilen Danimarka'nın Bornholm adasına sonunda yardım ulaştı. Kar altındaki evlerinde mahsur kalanlar kurtarıldı.


Kalabalık bir gönüllü grubu da Kopenhag'dan Bornholm Adası'na gemiyle giderek kurtarma çalışmalarına katıldı.Salı günü Kopenhag'dan adaya gönderilen 16 kar küreme makinesi çalışmaya ve yolları açmaya başladı.
Kar küreme makinesi dışında askeri kurtarma helikopterleri ve paletli araçlar da adadaki çalışmalara katıldı.
Kurtarma çalışmalarına katılan askerler kar kalınlığının yer yer 8 metreye ulaştığını bildirdiler.
Bornholm adası Emniyet Müdürlüğünden Komiser Jan Egelund, adadaki tüm yolların açılması ve mahsur kalan ailelere ulaşılmasının bir hafta sürebileceğini söyledi. Jan Egelund "Bornholm adası sakinleri kötü şartlara rağmen hayatta kalmayı başardı. Çünkü tüm ailelerin bu tür durumlara karşı depolanmış erzağı var. Kar yağışı durmuş olmasına rağmen halkın mecbur kalmadıkça sokağa çıkmamasını tavsiye ediyoruz. Adada yardım çalışmalarına katılan helikopter dışında gece uçuş özelliklerine sahip bir helikopter daha geldi. Şu anda sadece bir kişinin tedavi edilmesi gerekiyor" dedi.

Adadaki çiftlik evlerinde mahsur kalan bir bayan ile küçük oğlu ve diğer ailelere helikopterle erzak ulaştırıldı. Bazı evlerde su borularının donması nedeniyle ısıtma sistemleri çalışmayınca evlere gazlı ve petrollü soba ulaştırıldı.
Çiftçiler binlerce ton sütü alıcıya ulaştıramadıkları için dökmek zorunda kaldıklarını bildirdiler. Ada sakinleri evlerin üzerindeki kalın kar tabakasının ağırlığından çatıların çökme tehlikesi içinde olduğunu bildirdi. Başbakan Lars Lökke Rasmussen, adada afet durumu ilan ederek, hükümetin ekstra ekonomik yardım göndereceğini bildirdi. Danimarka Meteoroloji İstasyonu ise, Bornholm adasına 100 milyon tondan fazla kar yağdığını bildirdi.
AeroCool xPredator bigisayar kasası
Zaman:
Cuma, Aralık 31, 2010
Kategori
xpredator
0
yorum
- Firma: Akortek
- Marka: AeroCool
- Model: XPREDATOR Black Edition
- Fiyat: 159 $
- Standart: Big Tower
- Materyal: 0.8 – 1 mm SECC çelik
- Kasa ölçüleri: 600 x 234 x 555 mm
- Ağırlık: 15.44 kg
- Renk: Siyah
- Giriş / Çıkış paneli: 3 x USB 2.0, 1 x USB 3.0, 1 x eSATA, kulaklık çıkışı, mikrofon girişi
- Sürücü yuvaları: 6 x 3.5", 6 x 2.5", 1 x harici 3.5"
- Anakart form faktörü: E-ATX, ATX, Micro ATX
- Soğutma: Ön panel 1 x 230 mm, arka panel (opsiyonel) 1 x 120/140 mm, tavan 1 x 230 mm, taban (opsiyonel) 1 x 120/140 mm, sol yan panel (opsiyonel) 4 x 120/140 mm fan
- Güç Kaynağı: Opsiyonel
AeroCool'un yeni oyuncu kasası XPREDATOR, 600 x 234 x 555 mm ölçülerinde iri kıyım bir Big Tower. Yan paneller ve iskeletin bazı bölümlerinde 1 mm, geri kalan yerlerde ise 0.8 mm SECC çelik kullanılan kasanın boş ağırlığı 15.44 kg. XPREDATOR'ın dış tasarımı oldukça agresif hatlara sahip. Özellikle tavan ve ön paneldeki ilginç ayrıntıları ve içindeki bir çok ergonomik özelliği ile yakın zamanda kullanıcılar tarafından çok fazla beğeni göreceğe benziyor.
Yukarıdaki Tehlike - Skyline
Zaman:
Cuma, Aralık 31, 2010
Kategori
yükle
0
yorum
IMdb Puanı: 4.6/10 (31.12.2010)
Yapım: 2010 ~ ABD
Tür: Bilim Kurgu , Gerilim
Oyuncular: Brittany Daniel , Donald Faison , Eric Balfour , David Zayas , Neil Hopkins
Yönetmen: Colin Strause , Greg Strause
Senaryo: Liam O\'donnell , Joshua Cordes
Yapımcı: Colin Strause , Greg Strause , Liam O\'donnell , Kristian James Andresen
Görüntü Yönetmeni: Michael Watson
Görüntü Yönetmeni: Brian Tyler
Filmin Websitesi: http://www.iamrogue.com/skyline
Süre: 1 saat 36 dk
Gösterim Tarihi: 12 Kasım 2010 (Türkiye)
Filmin Özeti: Filmin konusu o kadarda uzun anlatılacak gibi bir şey değil. Herhalde aramızda uzaylı filmi izlemeyenimiz yoktur. İşte bu filmde bunun gibi. Bu filmi seçmemin nedeni bu tür filmler, gün geçtikçe daha da kalitelileşiyorlar. Filmi ben indirdim. Daha izlemedim ama :D Film daha yeni indi. Aşağıdaki linklerden sizde filmi ve alt yazı dosyasını indirebilirsiniz.
Filmin Türkçe alt yazı dosyasını indirmek için tıklayınız.
Tüm yasal sorumluluk www.thepiratebay.org sitesine aittir.www.thepiratebay.org site belongs to all legal liability.
Perşembe
TTNetten yeni yıl paketleri
Zaman:
Perşembe, Aralık 30, 2010
Kategori
yıl
0
yorum
Bu çerçevede TTNET’in internet portföyüne yeni paketler eklenirken, var olan paketlerde de güncellemeler yapılıyor.
Portföye eklenen yeni internet paketleri
Müşterilerinin farklı ihtiyaçlarına yönelik yeni paketleri hayata geçiren TTNET; ADSL2+ portföyüne 16 Mbps’ye kadar 5GB kotalı ve 16 Mbps’ye kadar Limitsiz paketlerini; ADSL portföyüne ise NETLİMİTSİZ Plus paketini ekliyor. Ayrıca 100 Mbps’e kadar hızlı VDSL2 paketlerini de müşterilerine sunuyor.
Portföye yeni eklenen ADSL ve ADSL2+ bağlantı çeşitleri ve fiyatları:
· Aylık 33 TL’ye: 16 Mbps’ye kadar 5 GB kotalı (10,91 GB adil kullanım noktası) ADSL2+
· Aylık 59 TL’ye: 16 Mbps’ye kadar Limitsiz (50 GB adil kullanım noktası) ADSL2+
· Aylık 89 TL’ye: 8 Mbps’ye kadar NETLİMİTSİZ Plus (100 GB adil kullanım noktası) ADSL
Diğer taraftan, günümüzde değişen kullanım alışkanlıklarına paralel olarak düzenlenen internet paket portföyü kapsamında yüksek hıza sahip VDSL2 paketleri de çeşitlendiriliyor.
Portföye yeni eklenen VDSL2 bağlantı çeşitleri ve fiyatları:
· Aylık 43TL’ye: 32 Mbps’ye kadar 10 GB kotalı (15,91 GB adil kullanım noktası)
· Aylık 69TL’ye: 50 Mbps’ye kadar 15 GB kotalı (22,39 GB adil kullanım noktası)
· Aylık 99TL’ye: 100 Mbps’ye kadar 20 GB kotalı (30,56 adil kullanım noktası)
· Aylık 79TL’ye: 32 Mbps’ye kadar Limitsiz (50 GB adil kullanım noktası)
· Aylık 109TL’ye: 50 Mbps’ye kadar Limitsiz (100 GB adil kullanım noktası)
· Aylık 149TL’ye: 100 Mbps’ye kadar Limitsiz (100 GB adil kullanım noktası)
Mevcut İnternet Paketlerindeki Değişiklikler
Yeni paket düzenlemeleriyle birlikte, aynı zamanda yeni aboneliğe de açık olacak NET6 paketinin fiyatı 39 TL’den 32 TL’ye indirilirken, NET4, NET6 ve NETLİMİTSİZ paketlerinin adil kullanım hakkı 15 GB’den 25 GB’ye yükseltiliyor. Bu paketlerin adil kullanım noktasından sonraki hızları da 512 Kbps’den 1 Mbps’ye yükseltiliyor.
Mevcut şartlar altında müşterilerine en yüksek kalitede hizmet sunmayı amaçlayan TTNET’in, NETLİMİTSİZ paketi aylık 54,90 TL’den, 8LİMİTSİZ paketi ise aylık 109 TL’den abonelere sunuluyor.
Kotalı paket kullanan abonelerin kotayı aşmaları halinde, limitsiz paket kullanıcılarının bant genişliğini kullanma haklarını korumak amacıyla, aboneliğe açık olan NET4, NET6 ve hâlihazırda yeni aboneliğe kapalı olan 1 Mbps 4 GB, 2 Mbps 4 GB, 1 Mbps 6 GB, 2 Mbps 6 GB paketlerindeki kota aşımında uygulanan maksimum ücretler, paketlerin tümü için 79 TL’ye sabitleniyor.
TTNET internet paketlerindeki düzenleme ve değişikliğin söz konusu olduğu taahhütlü ve taahhütsüz tüm paket aboneliklerinin; taahhüt edilen paketlerin varsa indirimi sona erdikten sonraki standart fiyatları için de geçerli oluyor.
Yeni Aboneliğe Kapanan İnternet Paketleri
Yeni portföyde 1LİMİTSİZ, 2LİMİTSİZ ve 4LİMİTSİZ ADSL ile 16LİMİTSİZ ve 32LİMİTSİZ VDSL2 paketleri yeni abonelik taleplerine kapatılıyor.
Bu paketler, hâlihazırda abone olan müşteriler için aboneliğin devamına olanak tanıyor.
PowerColordan su sogutmalı Radeon HD 6970 LCS
Zaman:
Perşembe, Aralık 30, 2010
Kategori
yükle
0
yorum

256-Bit bellek veri yolu desteğine, 2GB GDDR5 bellek kapasitesine ve 1536x paralel işlem birimine sahip olan ekran kartı, fabrika çıkışı hız aşırtmalı olarak sunuluyor Grafik işlem birimi 925MHz'de, bellekleri ise 5700MHz'de görev yapan ekran kartı, çoklu ekran kartı kurulumları için Crossfire X teknolojisine de destek sunuyorlar. Görüntü aktarımı için çift DVI, HDMI ve DisplayPort konnektörlerine sahip olan su soğutmalı Radeon HD 6970 LCS'nin, PowerColor tarafından yakında satışa sunulması beklenirken, tavsiye edilen son kullanıcı satış fiyatı hakkında henüz açıklanmış herhangi bir bilgi bulunmuyor.

Yazım yanlışları için kitap okuyun
Zaman:
Perşembe, Aralık 30, 2010
Kategori
yazım
1 yorum
Çarşamba günü dershanede bi' sınava girdim. Türkçe'den başladım soruları çözmeye. Sorular bayağı bi' kolaydı. YGS bazında hazırlanmış sorular. Hani geçmiş yıllarda öğrendiğimiz konular sınavlarda en iyi net yaptığım ders Türkçe'dir. Ama bunda o kadar da iyi yapamadım. Neden derseniz... O kadar kolay sorunun yanında bitişik yazılan kelimelerden sormuşlar. Hem de 5 6 tane. Tabi oradan da 2 doğru çıktı. Soruları okurken, "Bu soruyu kitap oku(saydım). Yapardım." dedim. Derslerde kitaptaki metinleri okurken hiç takılmadan bayağı hızlı okuyordum. Kitap okumama gerek yok gibi bir düşünce vardı kafamda. Ama çarşamba günü bunun sadece hızlı okumakla ilgili olmadığını anladım. Kelime dağarcığı ve yazım hataları yönünden bayağı faydalı oluyor. Hiç kitap okumayı sevmiyorsanız bile. En azından günde 3 sayfa okuyun. Belki olayın içine karışıp biraz daha okumak istersiniz. "3 sayfa çok az değil mi ?" diyenler varsa, 3 sayfada; Her sayfada 100 kelime olsa 3 sayfada 300 kelime olur. Bunların arasından bilmediğiniz kelimeler çıkabilir. Bu sayfaları okuduğunuzda da aklınıza gelir o kelimenin nasıl yazıldığı.
Pazar
Bir sohbet örneği
Zaman:
Pazar, Aralık 26, 2010
Kategori
yükle
0
yorum
Mektuptan açılmış talihim, bir tane daha geldi. Öteki gibi değil bu. Bir kere yazan gizlemiyor kendini, kim olduğunu söylüyor: İsmet Zeki Eyüboğlu adında bir genç. İstanbul Bilim Yurdunda yani Üniversitesinde okuyormuş. Sonra da benimle eğlenmiyor, alaya almıyor beni, över gibi gözüküp alttan alta iğnelemeğe kalkmıyor. Çıkışıyor bana, çıkışıyor ya, haklı olarak çıkışıyor. Eski yazılarımı, şu Öz Türkçe yazılarımı beğenirmiş, yenilerine sinirleniyor, şöyle diyor:
"Geçen günkü Nokta dergisinde Ulus'tan aktarılmış bir yazınızı okudum. Ne çok üzüldüm bilseniz! Yoksa sizi de mi elden kaçırdık? Nerde o eski güzelim Öz Türkçe sözler, nerde o yazınızdaki edebiyat, ahlâk, hak, sanat, merak, şiir gibi tatsız tutsuz Osmanlıca sözler. Niçin şunun bunun sözüne bakıp da düşüncelerimizi değiştiriyorsunuz? O yeni sözleri beğenmeyenler var diye mi yazmak istemiyorsunuz? Günün birinde bir kişi çıkıp size: "Beğenmedim bu sesinizi" dese ona bakıp da sesinizi değiştirecek misiniz? Ne derse desin el gün. Biz yolumuza bakalım.
Daha böyle çok şeyler söylüyor. O mektubu okurken tatlı bir duygu sardı içimi, "mektup" değil de "beti" dediğim günleri andım. Doğru söylüyor, iyi söylüyor o genç. Utandım kendi kendimden inandığım yoldan dönmenin yeri mi vardı? Bu çıkışmalarına karşılık ne diyeyim de bağışlatayım suçu mu? Var benim de bir özrüm, gelgelelim gençler anlamaz, anlamamaları daha da iyidir. Gene söyleyelim ben.
A çocuğum, ben yaşlandım, kocadım da onun için saptım yolumdan. Bilin ki sevinerek olmadı bu. Gene durup durup o yola özlemle bakıyorum. Bir sevgilinin bir daha evine varamayacağınız bir sevgilinin yoluna nasıl bakılırsa öyle bakıyorum. Biliyorum ki doğru oradadır; güzel oradadır, ancak ben yoruldum, dizlerim kesildi. Bir de o işi başaramayacağımı anladım. Yalnızdım, pek yalnız kaldım. Beni tutanlar, benim o yolda gitmemi dileyenler vardı, uzaktan seslenmekle yetiniyorlardı. Beni özendirmek istemelerine ne denli sevinirsem sevineyim, yanımda kimseyi görememek üzüyordu beni.
Doğrusu, büsbütün de bırakmadım o yolu. Böyle Arapça, Farsça tilcikleri kullandığım yazılarımda gene o sevdiğim, kimini de kendim uydurduğum tilciklere yer veriyorum. Biliyorum, yetmez bu, en doğrusu gene eskisi gibi özTürkçe yazmaktır. Onu yakında, bir dergide gene deneyeceğim.
Çok sevindim o mektuba. Birkaç yıl benim yürüdüğüm bir yolu bırakmak, istemeyenler olmasına çok sevindim. Gençler unutsun benim emeklerimi, onları hiçe saysınlar, Arapça, Farsça tilciklerden kaçınmadığım bir suda sevgiliden geliverecek bir esenleme gibi yüreğimi aydınlatır, güneşler doğurur gönlümde.
İtalyan yazarı Luigi Pirandello'nun bir iki oyununu görmüşsünüzdür, hikâyelerini okudunuz mu? Bay Feridun Timur onlardan otuz altısını dilimize çevirmiş, Millî Eğitim Bakanlığı da bastırmış. Hepsini okumadımsa da okuduklarım çok hoşuma gitti, diyebilirim ki o yazarın oyunlarından daha çok beğendim hikayelerini. Oyunlarında yüksekten atmayı andırır bir hal vardır. Hikâyeleri öyle değil, Pirandello onlarda kişilerini daha iyi gösteriyor, canlandırıyor. Oyunlarında hep bir görüşü savunmak, okuyanları, yahut seyircilerini düşündürmek ister. Hem de çözümlenemeyeceğini söylediği meseleler üzerinde düşündürmek ister. Bir gerginlik vardır oyunlarında, hikâyeleri ise öyle değil, onlardaki kişiler daha canlı, okuyana daha yakın. Herhalde bana öyle geldi.
Bay Feridun Timur da iyi çevirmiş dilimize. Belli ki İtalyanca cümleye bağlı kalmak istememiş, her yerde değilse bile çok yerde: "Bizim dilimizde nasıl söylemeli?" diye düşünmüş. Örneğin bir yerde: "Don Lollo hiddetten küplere biniyordu." diyor. "Küplere binmek" deyimi sanmam ki İtalyancada olsun. Daha böyle çok buluşlar var Bay Feridun Timur'un çevirisinde.
Ama belli ki daha genç bir yazar, o cesareti daima gösteremiyor, bazan acemiliklere düşüyor. İşte bir örnek: "Don Lollo bu sözlere olmaz diyordu. Nafile; olan olmuştu; fakat nihayet kabul etti ve ertesi sabah şafakla beraber, âlet ve edevat torbası s ırtında olduğu halde, Zi Dima Locası Primosole'ye geldi. Nihayet kabul etti." den önce bir "fakat" koymanın ne yeri var? Hele: "avandanlığı s ırtında" demek dururken "âlet ve edevat torbası s ırtında olduğu halde" demenin cümleye bir ağırlık verdiğini nasıl anlamıyor? Daha böyle kusurlar var Bay Feridun Timur'un çevirisinde, "haykırmak" sözünü çok kullanıyor, hem de "bağırmak" yerine kullanıyor. Gene o hikâyenin bir yerinde: "Küpten olmamak için ihtiyarı orada mevkuf mu tutacaktı?" diyor. Burada "mevkuf" sözü hiç yakışıyor mu? "kendisi küpten olmasın diye ihtiyarı hürriyetinden mi edecekti" diyemez miydi?
Bir de şunu söyleyelim. "Ciddi Bir Şey Değil" adlı hikâyede şöyle bir cümle var: "Her defasında bir daha aynı hataya düşmeyeceğine dair yemin üstüne yemin ediyor, ahdü peyman ediyor, yeniden âşık olmamak için kahraman bir deva araştıracağını söylüyordu." Bay Feridun Timur böyle konuşmaz elbette "düşmeyeceğine yemin etti ."der. Düşmeyeceğine dair yemin etti." demez. Belki İtalyanlar öyle der, biz demeyiz. "Kahraman deva" da ne oluyor? belli, Fransızların "remède hèroique" dedikleri, İtalyancada tıpkısı olabilir, Türkçede öyle denmez, başka bir şey arasın.
Luigi Pirandello'dan "Seçme Hikâyeler" de böyle ufak tefek kusurlar var, gene de o kitap tatlı tatlı okunuyor, Bay Feridun Timur'u iyi çevirmenlerimizden, yani mütercimlerimizden sayabiliriz. Hele bir şeye çok sevindim: ikinci ciltte dil birinci cilttekinden çok daha iyi. Demek ki Bay Feridun Timur'un çevirileri günden güne iyileşecek. Ben adını yeni duyduğuma göre kendisinin bir genç olduğunu sanıyorum, bundan sonraki çevirileri elbette daha kusursuz olur. Siz de okuyun o hikâyeleri, eğlenirsiniz, hele ikinci cildin başındaki Donna Mimma'dan başlarsanız, bütün kitabı okumak hevesi uyanır içinizde.
Haber için google tercih edin
Zaman:
Pazar, Aralık 26, 2010
Kategori
servisi
0
yorum
İnternette dolaşırken canım sıkıldı. Google'ın subdomainlerini kafadan sallayıp bakayım dedim böyle bir domaini var mı google'ın, hani var ya maps.goo... sonra notebook.goo... blog.goo... gibi bi' de news.goo... yazdım. Türkiyedeki bütün haber sitelerindeki haberler bir sayfada üstelik kategorilerde mevcut, benim hoşuma gitti, umarım sizinde hoşunuza gider. Gerekli bilgileri bulabilirsiniz. Sayfaya buradan ulaşabilirsiniz.
5 Sezonluk diziyi 2 dakikaya sığdırdı
Zaman:
Pazar, Aralık 26, 2010
Kategori
yaprak
0
yorum
Beyaz, Yaprak Dökümü skeciyle izleyenleri kırdı geçirdi!
Beyaz’dan Yaprak Dökümü skeciBeyaz bu kez özel bir skeçle izleyenleri şaşırttı. Ünlü şovmen, Yaprak Dökümü'ne konuk oldu ve Ali Rıza Bey'in çilesini paylaştı...
Beyazıt Öztürk'ün hazırlayıp sunduğu bu kez ilginç bir Yaprak Dökümü şovuna sahne oldu. Beyaz, ünlü diziye konuk oyuncu olarak katıldı adeta makara yaptı.
Büyük finale doğru geri sayıma başlayan Yaprak Dökümü bu kez ne gerdi ne de ağlattı. Ünlü dizinin oyuncuları Beyaz Show'a özel olarak hazırlanan skeçte rol alırken, Beyazıt Öztürk de Tekin ailesinin misafiri oldu.
Skeçte Beyaz, Ali Rıza Bey'in çilesine son vermek isterken dizinini finaline doğru bir parti organize ediyor.
Beyaz’dan Yaprak Dökümü skeciBeyaz bu kez özel bir skeçle izleyenleri şaşırttı. Ünlü şovmen, Yaprak Dökümü'ne konuk oldu ve Ali Rıza Bey'in çilesini paylaştı...Beyazıt Öztürk'ün hazırlayıp sunduğu bu kez ilginç bir Yaprak Dökümü şovuna sahne oldu. Beyaz, ünlü diziye konuk oyuncu olarak katıldı adeta makara yaptı.
Büyük finale doğru geri sayıma başlayan Yaprak Dökümü bu kez ne gerdi ne de ağlattı. Ünlü dizinin oyuncuları Beyaz Show'a özel olarak hazırlanan skeçte rol alırken, Beyazıt Öztürk de Tekin ailesinin misafiri oldu.
Skeçte Beyaz, Ali Rıza Bey'in çilesine son vermek isterken dizinini finaline doğru bir parti organize ediyor.
Birbirinden korkunç işkence aletleri
Zaman:
Pazar, Aralık 26, 2010
Kategori
türleri
1 yorum
Ortaçağ herhalde insanlar için pek de yaşanacak bir dönem değildi. İşlenen her suçun cezası akıl almaz işkence teknikleriyle cezalandırılıyordu.
Halkın büyük bir kısmı fakirlikle boğuşurken diğer kısmı da ölümcül hastalıkla mücadele ediyordu. Tüm dünyada para belli kişilerde toplanıyordu ve yöneten kesim de bu bir avuç burjuva kesimdi. Hele bir de suç işlediyseniz cezası oldukça ağırdı. İşte size orta çağda sıkça uygulanan en akıl almaz ve tüyler ürpertici işkence teknikleri...
15'nci yüzyılda Romanya'da uygulanan birteknik . Kazıklı Voyvoda tekniği olarak da bilinen bu yöntemde suçluyu ucu sivri bir kazığa turtuyorlar.
Ardından kazık yukarı doğru itiliyor. BU sırada vücut ağırlının da baskısıyla bu kazık suçlunun vücuduna saplanıyor. Kazıklı Voyvoda'nın ölüm tekniği olarak bulduğu bu yöntemle en az 20 bin kişinin öldürüldüğü düşünülüyor.
En dehşet verici tekniklerden bir tanesi. Suçlunun anüsü veya kadınsa eğer vajinası piramid şekilli bir üçgen taburenin üzerine gelecek şekilde yerleştiriliyor. Suçlu yukarıdan aşağıya baskı yapacak bir şekilde iplerle bağlanıyor. Çıplak olan suçlunun ayaklarına da ağırlık bağlanıyor. Sonuç acı çekerek ve birkaç gün sürünerek ölüm!
Filmlere de zaman zaman konu olmuş bir yöntem. Suçlu insan vücudu şeklinde yapılmış metal bir kafes içine yerleştiriliyor. Bu kafes de bir ağaca veya duvara asılıyor.
Suçlu eğer kiloluysa dar bir kafese, zayıfsa da geniş bir kafese konuyor. Kafesözellikle güneşin altına denk gelecek bir şekilde konumlandırılıyor. Kuşlar ve akbabalar suçluların etine saldırıyor. Zaman zaman çevredekiler taş da fırlatıyor.
En acı verici tekniklerden biri. Tahta çerçeveler üzerine sabitlenmiş ipler suçlunun kollarına ve bacaklarına takılıyor. Alete eklenmiş kolu çevirdiğinizde suçlunun kemikleri büyük bir sesle ve acı çektirerek kırılıyor. Bazı organlar da vücuutan
anında kopuyor.
Kadınlar üzerinde uygulanan bir teknik . Acı vermek için tasarlanmış bu işkence aleti, kadınların göğüslerini anında vücutlarından koparıyor.
Ve kan kaybından öldürüyor. Genellikle zina ve kürtaj suçlarında kullanılıyor.
Catherine tekerleği olarak da bilinen bu yöntemde suçlunun kol ve bacakları tahta bir tekerlek üzerine
bağlanıyor. Tekerlek döndükçe işkenceci demir bir sopayla suçluya vuruyor. Darbenin etkisiyle kol ve bacak gibi organlar parçalanıyor.
En yaygın tekniklerden biri. Evlerde bile kolayca kurulabilen bu yöntemde suçlu kafası yere gelecek şekilde ayaklarından bağlanıyor. Böylece beyne kan basıncı artıyor. Bütün kan beyne akınca suçlu bacaklarının arasından kesilmeye başlanıyor. Zina, hırsızlık ve cinayet suçlarında kullanılıyor.
En çok kullanılan tekniklerden bir diğeri kafa presi tekniği. Suçlunun çenesi düz bir zemine konuyor ve kafasının üzerinden demir bir kemer geçiriliyor.
Halkın büyük bir kısmı fakirlikle boğuşurken diğer kısmı da ölümcül hastalıkla mücadele ediyordu. Tüm dünyada para belli kişilerde toplanıyordu ve yöneten kesim de bu bir avuç burjuva kesimdi. Hele bir de suç işlediyseniz cezası oldukça ağırdı. İşte size orta çağda sıkça uygulanan en akıl almaz ve tüyler ürpertici işkence teknikleri...
15'nci yüzyılda Romanya'da uygulanan bir
Ardından kazık yukarı doğru itiliyor. BU sırada vücut ağırlının da baskısıyla bu kazık suçlunun vücuduna saplanıyor. Kazıklı Voyvoda'nın ölüm tekniği olarak bulduğu bu yöntemle en az 20 bin kişinin öldürüldüğü düşünülüyor.
En dehşet verici tekniklerden bir tanesi. Suçlunun anüsü veya kadınsa eğer vajinası piramid şekilli bir üçgen taburenin üzerine gelecek şekilde yerleştiriliyor. Suçlu yukarıdan aşağıya baskı yapacak bir şekilde iplerle bağlanıyor. Çıplak olan suçlunun ayaklarına da ağırlık bağlanıyor. Sonuç acı çekerek ve birkaç gün sürünerek ölüm!
Filmlere de zaman zaman konu olmuş bir yöntem. Suçlu insan vücudu şeklinde yapılmış metal bir kafes içine yerleştiriliyor. Bu kafes de bir ağaca veya duvara asılıyor.
Suçlu eğer kiloluysa dar bir kafese, zayıfsa da geniş bir kafese konuyor. Kafes
En acı verici tekniklerden biri. Tahta çerçeveler üzerine sabitlenmiş ipler suçlunun kollarına ve bacaklarına takılıyor. Alete eklenmiş kolu çevirdiğinizde suçlunun kemikleri büyük bir sesle ve acı çektirerek kırılıyor. Bazı organlar da vücuutan
anında kopuyor.
Kadınlar üzerinde uygulanan bir teknik
Ve kan kaybından öldürüyor. Genellikle zina ve kürtaj suçlarında kullanılıyor.
Catherine tekerleği olarak da bilinen bu yöntemde suçlunun kol ve bacakları tahta bir tekerlek üzerine
bağlanıyor. Tekerlek döndükçe işkenceci demir bir sopayla suçluya vuruyor. Darbenin etkisiyle kol ve bacak gibi organlar parçalanıyor.
En yaygın tekniklerden biri. Evlerde bile kolayca kurulabilen bu yöntemde suçlu kafası yere gelecek şekilde ayaklarından bağlanıyor. Böylece beyne kan basıncı artıyor. Bütün kan beyne akınca suçlu bacaklarının arasından kesilmeye başlanıyor. Zina, hırsızlık ve cinayet suçlarında kullanılıyor.
En çok kullanılan tekniklerden bir diğeri kafa presi tekniği. Suçlunun çenesi düz bir zemine konuyor ve kafasının üzerinden demir bir kemer geçiriliyor.
Cumartesi
Nedir bu Kinect ?
Zaman:
Cumartesi, Aralık 25, 2010
Kategori
yarar
0
yorum
Projenin amacı bilgisayar ortamında herhangi bir kontrol çubuğu veya kumanda kullanmadan, sadece el hareketleriyle oyun oynayabilmektir. Bunun yanında ses de ayrı bir işletimi için geçerlidir. Özellikle hareketli, maceralı oyunlarda bu sistemin çok kolaylık getireceğine inanılıyor. Kinect sisteminin el, kol hareketlerini algılaması ise kızılaltı ışın yayan projektörlerle gerçekleşiyor. Bu ışınlar görünmüyor. Işınların elde ettiği veriler, CMOS algılayıcılarında komuta çevriliyor. Bu sayede oyuna komut gidiyor. İşletim sisteminin kalitesinin yanı sıra bu komutlar bir saniyeden çok daha kısa zamanda ulaşmaktadır. 3. boyut grafiğinde gerçekleşmesi gereken hızlı komutları ise bilgisayara ait olan yazılım sağlıyor. Yani "Kinect", sadece komutları ulaştırmakla sorumludur.
Kinect sistemi, oyuna başlama komutu verilince kızılaltı ışın yaymaya başlar. Çok kısa süre içerisinde oyuncunun baş, gövde, kol, el, ayak gibi kısımlarını ve bu kısımların geçebileceği yerleri algılar. Bu algılama başarıyla gerçekleşince oyunda Kinect kullanılabilir. Kinect'in bu organları ve geçebileceği yerleri bilip, algılaması kendisinde bulunan yazılımdan dolayıdır. Kinect'e dahil olan bu özel yazılımda insanın yapabileceği milyonlarca hareket ve bulunabileceği milyonlarca durum bulunmaktadır. Bu durumlar ve hareketler için özel kodlar bulunmaktadır. Söz konusu olan bir durum, bu durumların içerisinde bulunursa (büyük ihtimal öyledir), özel kodları hemen bilgisayar sistemine yollamaya başlar. Kinect, bunların yardımıyla algılayabilmektedir. Fransa gibi bir cok ulkede satis fiyati 149 euro'dur.Türkiye'ye 27 Kasım tarihinde girmiş fakat kısa süre içinde tükenmiştir. Türkiye fiyatı 285 TLdir.
Kinect sistemi, oyuna başlama komutu verilince kızılaltı ışın yaymaya başlar. Çok kısa süre içerisinde oyuncunun baş, gövde, kol, el, ayak gibi kısımlarını ve bu kısımların geçebileceği yerleri algılar. Bu algılama başarıyla gerçekleşince oyunda Kinect kullanılabilir. Kinect'in bu organları ve geçebileceği yerleri bilip, algılaması kendisinde bulunan yazılımdan dolayıdır. Kinect'e dahil olan bu özel yazılımda insanın yapabileceği milyonlarca hareket ve bulunabileceği milyonlarca durum bulunmaktadır. Bu durumlar ve hareketler için özel kodlar bulunmaktadır. Söz konusu olan bir durum, bu durumların içerisinde bulunursa (büyük ihtimal öyledir), özel kodları hemen bilgisayar sistemine yollamaya başlar. Kinect, bunların yardımıyla algılayabilmektedir. Fransa gibi bir cok ulkede satis fiyati 149 euro'dur.Türkiye'ye 27 Kasım tarihinde girmiş fakat kısa süre içinde tükenmiştir. Türkiye fiyatı 285 TLdir.
Perşembe
Kanseri önleyen mucize yemiş
Zaman:
Perşembe, Aralık 23, 2010
Kategori
yemiş
0
yorum
Kanseri önleyen madde olarak bilinen “likopen içeriğinin” domatesten 17 kat daha fazla olduğu belirtilen “Güzyemişi”nin üretimi için Ondokuz Mayıs Üniversitesi'nde (OMÜ) çalışma başlatıldı.
OMÜ Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Çelik, Türkiye'de yeni bir ürün olan “güzyemişi”nin Çin, Japonya ve Güney Kore gibi Asya ülkelerinde “Elaeagnus Umbellata” adıyla bilindiğini ve bu ülkelerde sıkça tüketildiğini söyledi.
Yapılan araştırmaların likopenin bir çok kanser türünü önlediğine ve kalp sağlığına da iyi geldiğini ortaya koyduğunu vurgulayan Çelik, güzyemişinin domatesten 17 kat daha fazla likopen içerdiğini bildirdi.
Prof. Dr. Çelik, Asya orijinli bir bitki olan güz yemişinin çok hızlı ve kolay yetiştiğini dile getirerek, şu bilgileri verdi:
“Güzyemişinin meyvelerinin içeriğinde likopen maddesi bulunuyor. Birçok kanser hastalığını önleyen madde olarak bilinen likopen içeriği güzyemişinde domatesten 17 kat daha fazladır. Likopen domatesin dışında, karpuz, pembe greyfurtta bulunuyor. Antibakteriyel bir meyvedir. Sağlık açısından son derece önemlidir. Prostat kanseri, pankreas kanseri gibi birçok kansere yakalanma riskini azaltmaktadır. Ayrıca kalp kaslarını güçlendiren ve kolesterolü düşüren bir meyvedir. Hücrelerin yenilenmesini sağlar. Biyoaktif bileşikler, esansiyel yağ asitleri, beta karoten, lutein, A, C ve E vitaminlerince zengindir.”
Yetiştirildiği ülkelerde büyük ilgi gören ve ekonomik getirisi yüksek olan güzyemişinin üretimini yapmak için Samsun'da iki ayrı köyde deneme üretimlerine başladıklarını belirten Çelik, sürdürülen altyapı çalışmaları ile söz konusu bitkinin yöre insanının yüzünü güldüreceğine inandığını ifade etti.
Prof. Dr. Hüseyin Çelik, güzyemişinin eksi 40 dereceye kadar soğuğa ve kurak koşullara dayanan bir yapısı bulunduğunu dile getirerek, güzyemişinin Türkiye'de alternatif ürünler içinde en kolay ve ekonomik yetiştirilebilecek bir meyve olduğunu anlattı.
Güzyemişinin Asya ülkelerinde çeşitli şekillerde tüketildiğini belirten Çelik, güzyemişinin taze meyve, meyve suyu, reçel, jöle, sos, kuru meyve olarak tüketildiğini, yaprak, kök ve çiçeklerinden ise ilaç sanayisinde yararlanıldığını kaydetti. Çelik, güzyemişinin Uzakdoğu'da geleneksel besin kaynaklarından biri olarak tüketildiğini de sözlerine ekledi.
Likopen
Likopen, sebze ve meyvelerde doğal alarak bulunan karoten familyasına ait bir pigmenttir. Bir çok araştırma göstermiştir ki likopen prostat kanseri, sindirim sistemi, göğüs kanseri, akciğer kanseri ve yaşlılıktan dolayı oluşan kalp dejenerasyonunu aktif olarak engelleyebilir.
Kaynak: veteknoloji
OMÜ Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Çelik, Türkiye'de yeni bir ürün olan “güzyemişi”nin Çin, Japonya ve Güney Kore gibi Asya ülkelerinde “Elaeagnus Umbellata” adıyla bilindiğini ve bu ülkelerde sıkça tüketildiğini söyledi.
Yapılan araştırmaların likopenin bir çok kanser türünü önlediğine ve kalp sağlığına da iyi geldiğini ortaya koyduğunu vurgulayan Çelik, güzyemişinin domatesten 17 kat daha fazla likopen içerdiğini bildirdi.
Prof. Dr. Çelik, Asya orijinli bir bitki olan güz yemişinin çok hızlı ve kolay yetiştiğini dile getirerek, şu bilgileri verdi:
“Güzyemişinin meyvelerinin içeriğinde likopen maddesi bulunuyor. Birçok kanser hastalığını önleyen madde olarak bilinen likopen içeriği güzyemişinde domatesten 17 kat daha fazladır. Likopen domatesin dışında, karpuz, pembe greyfurtta bulunuyor. Antibakteriyel bir meyvedir. Sağlık açısından son derece önemlidir. Prostat kanseri, pankreas kanseri gibi birçok kansere yakalanma riskini azaltmaktadır. Ayrıca kalp kaslarını güçlendiren ve kolesterolü düşüren bir meyvedir. Hücrelerin yenilenmesini sağlar. Biyoaktif bileşikler, esansiyel yağ asitleri, beta karoten, lutein, A, C ve E vitaminlerince zengindir.”
Yetiştirildiği ülkelerde büyük ilgi gören ve ekonomik getirisi yüksek olan güzyemişinin üretimini yapmak için Samsun'da iki ayrı köyde deneme üretimlerine başladıklarını belirten Çelik, sürdürülen altyapı çalışmaları ile söz konusu bitkinin yöre insanının yüzünü güldüreceğine inandığını ifade etti.
Prof. Dr. Hüseyin Çelik, güzyemişinin eksi 40 dereceye kadar soğuğa ve kurak koşullara dayanan bir yapısı bulunduğunu dile getirerek, güzyemişinin Türkiye'de alternatif ürünler içinde en kolay ve ekonomik yetiştirilebilecek bir meyve olduğunu anlattı.
Güzyemişinin Asya ülkelerinde çeşitli şekillerde tüketildiğini belirten Çelik, güzyemişinin taze meyve, meyve suyu, reçel, jöle, sos, kuru meyve olarak tüketildiğini, yaprak, kök ve çiçeklerinden ise ilaç sanayisinde yararlanıldığını kaydetti. Çelik, güzyemişinin Uzakdoğu'da geleneksel besin kaynaklarından biri olarak tüketildiğini de sözlerine ekledi.
Likopen
Likopen, sebze ve meyvelerde doğal alarak bulunan karoten familyasına ait bir pigmenttir. Bir çok araştırma göstermiştir ki likopen prostat kanseri, sindirim sistemi, göğüs kanseri, akciğer kanseri ve yaşlılıktan dolayı oluşan kalp dejenerasyonunu aktif olarak engelleyebilir.
Kaynak: veteknoloji
Karıncalar, trafiğe örnek oldu
Zaman:
Perşembe, Aralık 23, 2010
Kategori
trafik
0
yorum
Dünyada ve Türkiye'de yollara her gün yeni araçlar katıldığı için yoğunluk artıyor.
Trafiği rahatlatmak için yapılan yollar, kavşaklar, alt ve üst geçitlere rağmen yeni araçların çıkmasıyla birlikte bir süre sonra başa dönülüyor.
Bu sebeple trafik sıkışıklığı, dünyada olduğu gibi Türkiye'de de başta İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerdeki yerel yönetimlerin en büyük problemlerinden birisi olmaya devam ediyor. Bilimadamları ise, küçük bir alanda binlerce karıncanın aksaksız hareket kabiliyetini inceleyerek ve davranışlarını örnek alarak trafiğe çözüm arıyor.
Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Ulaştırma Anabilim Dalı'nda görevli öğretim üyeleri Doç. Dr. Soner Haldenbilen, Dr. Özgür Başkan, Doç. Dr. Halim Ceylan ve Dr. Hüseyin Ceylan, karınca davranışlarını inceleyerek trafiğe çözüm bulmak için bir proje geliştirdi. "Karınca Kolonisi Optimizasyonu (KKO) ile Ulaşım Ağlarının Tasarımı" adlı çalışma Dr. Özgür Başkan'ın da aynı zamanda doktora tezi olma özelliğini taşıyor. Projeye göre trafik sıkışıklığı probleminin çözümü trafikte sürücülerin bekleme sürelerinin en aza indirgenmesiyle çözülebiliyor. Bu ise şehiriçi ulaşım şebekelerinde tüm yol ağındaki araç miktarının bilinmesi ve buna bağlı olarak gecikmelerin hesaplanmasıyla ağda en az gecikmeyi sağlayacak kavşak sinyal sürelerinin belirlenmesiyle mümkün olabilmektedir. Projede karıncaların yuva ve yiyecek kaynağı arasında en kısa yolu bulma prensibinden yola çıkılarak oluşturulmuş. Karıncaların birçok rota alternatifi arasında en iyi çözümü bulabilme yeteneğinden ortaya çıkan Karınca Kolonisi Optimizasyonu metodu trafik sıkışıklığının çözümü amacıyla gecikme değerlerini en iyi sinyal sürelerinin belirlenmesi amacıyla kullanılmış. Karıncaların hareket davranışları matematiksel formüllerle modellenmiş .
Projenin yürütücülüğünü yapan Doç. Dr. Haldenbilen, iki yıl süren çalışma sonucu geliştirilen metodun uygulanması halinde trafik sıkışıklığında önemli rahatlamalar sağlanabileceğini tespit ettiklerini belirtti. Haldenbilen, mühendislik biliminde benzetişim veya simülasyon modelleri denilen bir takım yöntemler kullanıldığını, bazı olayları modelleyebilmek ve matematiksel olarak ifade edebilmek için doğadaki bazı canlıları izlediklerini bunlardan birinin de karıncalar olduğunu söyledi. Karıncalar gibi her insanında trafikte farklı bir davranışının olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Haldenbilen, "Sürücüler trafikte hedefini ve gideceği güzergâhların özelliklerini biliyorsa kolayca istediği yere gidebilmekte ancak özelliklerini bilmediği yabancı bir bölgede seyahat etmeleri halinde çok çeşitli alternatifleri olabilmektedir. Sürücüler en düşük maliyetle ve en kısa yoldan hedefine ulaşmak ister. Bu nedenle sürücülerin trafikteki davranışlarını modellemek zorundayız. Bu problemin tek bir çözümü yok. Her bir çözüm yöntemi en iyi sonuca ulaşmak için bir araçtır. KKO yöntemiyle bunu yapmaya çalışıyoruz." diye konuştu.
Dr. Başkan ise hazırladıkları projeyi Denizli'de Çınar Meydanı, valilik, Halley Kavşağı'nı kapsayan bölgede uyguladıklarını açıkladı. Başkan, "Burada daha önce yaptığımız ölçümler vardı. Burada amaç güzergâhlar üzerindeki trafiğin miktarını tahmin edebilmek. Bizim en büyük problemimiz budur. Hangi güzergahta ne kadar araç olacak bunu tahmin edebilirseniz sinyal sürelerini optimum şekilde tasarlayabilirsiniz. Biz modelle sahada yaptığımız çalışmanın uyumluluğunu kontrol ettik. Bizim modelimiz yollarda ne kadar araç veya yaya olduğunu belirliyor. Biz buna 'trafik atama' diyoruz" diye konuşuyor. Projelerinin trafik sıkışıklığı probleminin çözümü için yeni bir yaklaşım getirdiğini öne süren Başkan, "Ancak bu trafik sıkışıklığına kesin bir çözüm bulunduğu anlamına gelmez. Bu konuda birçok yöntem var. Biz optimum çözüme ulaşmak için çalışıyoruz. Zor bir problemin çözümünde yeni bir yaklaşım getirdik." diye konuştu.
Özgür Başkan, amaçlarının son zamanlarda değişik alanlarda kullanılan KKO metodu kullanılarak ulaşım ağlarının performansını artırmak ve trafik sıkışıklığını azaltmak olduğunu belirtiyor. Ulaşım ağlarının iyi yönetilebilmesi ve talebe cevap verebilmesi için problemin çözümünde günümüzde artık yeni metotlara ihtiyaç duyulduğuna değinen Başkan, KKO metodunun son zamanlarda zor problemlerinin çözümünde kullanılan meta sezgisel bir yaklaşım olduğunu bunun karıncaların yiyecek bulma davranışlarının gözlemlenmesi ile ortaya çıktığını vurguladı. Dr. Başkan şunları kaydetti: "Karıncalar yuvalarından yiyecek bulmaya giderken feromon olarak adlandırılan bir kimyasal madde salgılamakta ve her karınca yuva ve yiyecek kaynağı arasında belirli bir rotayı izlemektedir. En kısa yolu izleyen karıncalar daha hızlı olarak tekrar yuvalarına dönebilmekte ve bu sayede en kısa rotada kimyasal madde miktarı bir süre sonra artmakta, daha sonra yola çıkan karıncalar kimyasal maddenin yoğunlaştığı rotayı takip etmektedirler. İşte bizde matematiksel bir problem olan trafik sıkışıklığı problemini bu yolu kullanarak çözmeye çalışıyoruz. Trafik sıkışıklığının çözümü için karıncaların hareket davranışlarını gözlemlemek suretiyle model geliştirdik ve bunu uyguladık başarılı sonuçlar aldık."
Kaynak: veteknoloji
Trafiği rahatlatmak için yapılan yollar, kavşaklar, alt ve üst geçitlere rağmen yeni araçların çıkmasıyla birlikte bir süre sonra başa dönülüyor.
Bu sebeple trafik sıkışıklığı, dünyada olduğu gibi Türkiye'de de başta İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerdeki yerel yönetimlerin en büyük problemlerinden birisi olmaya devam ediyor. Bilimadamları ise, küçük bir alanda binlerce karıncanın aksaksız hareket kabiliyetini inceleyerek ve davranışlarını örnek alarak trafiğe çözüm arıyor.
Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Ulaştırma Anabilim Dalı'nda görevli öğretim üyeleri Doç. Dr. Soner Haldenbilen, Dr. Özgür Başkan, Doç. Dr. Halim Ceylan ve Dr. Hüseyin Ceylan, karınca davranışlarını inceleyerek trafiğe çözüm bulmak için bir proje geliştirdi. "Karınca Kolonisi Optimizasyonu (KKO) ile Ulaşım Ağlarının Tasarımı" adlı çalışma Dr. Özgür Başkan'ın da aynı zamanda doktora tezi olma özelliğini taşıyor. Projeye göre trafik sıkışıklığı probleminin çözümü trafikte sürücülerin bekleme sürelerinin en aza indirgenmesiyle çözülebiliyor. Bu ise şehiriçi ulaşım şebekelerinde tüm yol ağındaki araç miktarının bilinmesi ve buna bağlı olarak gecikmelerin hesaplanmasıyla ağda en az gecikmeyi sağlayacak kavşak sinyal sürelerinin belirlenmesiyle mümkün olabilmektedir. Projede karıncaların yuva ve yiyecek kaynağı arasında en kısa yolu bulma prensibinden yola çıkılarak oluşturulmuş. Karıncaların birçok rota alternatifi arasında en iyi çözümü bulabilme yeteneğinden ortaya çıkan Karınca Kolonisi Optimizasyonu metodu trafik sıkışıklığının çözümü amacıyla gecikme değerlerini en iyi sinyal sürelerinin belirlenmesi amacıyla kullanılmış. Karıncaların hareket davranışları matematiksel formüllerle modellenmiş .
Projenin yürütücülüğünü yapan Doç. Dr. Haldenbilen, iki yıl süren çalışma sonucu geliştirilen metodun uygulanması halinde trafik sıkışıklığında önemli rahatlamalar sağlanabileceğini tespit ettiklerini belirtti. Haldenbilen, mühendislik biliminde benzetişim veya simülasyon modelleri denilen bir takım yöntemler kullanıldığını, bazı olayları modelleyebilmek ve matematiksel olarak ifade edebilmek için doğadaki bazı canlıları izlediklerini bunlardan birinin de karıncalar olduğunu söyledi. Karıncalar gibi her insanında trafikte farklı bir davranışının olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Haldenbilen, "Sürücüler trafikte hedefini ve gideceği güzergâhların özelliklerini biliyorsa kolayca istediği yere gidebilmekte ancak özelliklerini bilmediği yabancı bir bölgede seyahat etmeleri halinde çok çeşitli alternatifleri olabilmektedir. Sürücüler en düşük maliyetle ve en kısa yoldan hedefine ulaşmak ister. Bu nedenle sürücülerin trafikteki davranışlarını modellemek zorundayız. Bu problemin tek bir çözümü yok. Her bir çözüm yöntemi en iyi sonuca ulaşmak için bir araçtır. KKO yöntemiyle bunu yapmaya çalışıyoruz." diye konuştu.
Dr. Başkan ise hazırladıkları projeyi Denizli'de Çınar Meydanı, valilik, Halley Kavşağı'nı kapsayan bölgede uyguladıklarını açıkladı. Başkan, "Burada daha önce yaptığımız ölçümler vardı. Burada amaç güzergâhlar üzerindeki trafiğin miktarını tahmin edebilmek. Bizim en büyük problemimiz budur. Hangi güzergahta ne kadar araç olacak bunu tahmin edebilirseniz sinyal sürelerini optimum şekilde tasarlayabilirsiniz. Biz modelle sahada yaptığımız çalışmanın uyumluluğunu kontrol ettik. Bizim modelimiz yollarda ne kadar araç veya yaya olduğunu belirliyor. Biz buna 'trafik atama' diyoruz" diye konuşuyor. Projelerinin trafik sıkışıklığı probleminin çözümü için yeni bir yaklaşım getirdiğini öne süren Başkan, "Ancak bu trafik sıkışıklığına kesin bir çözüm bulunduğu anlamına gelmez. Bu konuda birçok yöntem var. Biz optimum çözüme ulaşmak için çalışıyoruz. Zor bir problemin çözümünde yeni bir yaklaşım getirdik." diye konuştu.
Özgür Başkan, amaçlarının son zamanlarda değişik alanlarda kullanılan KKO metodu kullanılarak ulaşım ağlarının performansını artırmak ve trafik sıkışıklığını azaltmak olduğunu belirtiyor. Ulaşım ağlarının iyi yönetilebilmesi ve talebe cevap verebilmesi için problemin çözümünde günümüzde artık yeni metotlara ihtiyaç duyulduğuna değinen Başkan, KKO metodunun son zamanlarda zor problemlerinin çözümünde kullanılan meta sezgisel bir yaklaşım olduğunu bunun karıncaların yiyecek bulma davranışlarının gözlemlenmesi ile ortaya çıktığını vurguladı. Dr. Başkan şunları kaydetti: "Karıncalar yuvalarından yiyecek bulmaya giderken feromon olarak adlandırılan bir kimyasal madde salgılamakta ve her karınca yuva ve yiyecek kaynağı arasında belirli bir rotayı izlemektedir. En kısa yolu izleyen karıncalar daha hızlı olarak tekrar yuvalarına dönebilmekte ve bu sayede en kısa rotada kimyasal madde miktarı bir süre sonra artmakta, daha sonra yola çıkan karıncalar kimyasal maddenin yoğunlaştığı rotayı takip etmektedirler. İşte bizde matematiksel bir problem olan trafik sıkışıklığı problemini bu yolu kullanarak çözmeye çalışıyoruz. Trafik sıkışıklığının çözümü için karıncaların hareket davranışlarını gözlemlemek suretiyle model geliştirdik ve bunu uyguladık başarılı sonuçlar aldık."
Kaynak: veteknoloji
Artık blogum her dili destekliyor
Zaman:
Perşembe, Aralık 23, 2010
Kategori
0
yorum
Blogumun istatistiklerine baktığımda, yabancı ülkelerden de girişlerin olduğunu farkettim. Ama bu insanlar bloguma girdiklerinde 20 saniyeden fazla kalan olmamış. Bu çeviri uygulamasını bloguma ekledim. Bakalım ilerki günlerde nasıl olacak ?
Pazartesi
Tanzimat 1. ve 2. döneminin özellikleri
Zaman:
Pazartesi, Aralık 20, 2010
Kategori
tanzimat
0
yorum
* Tanzimat Fermanının ilanından sonra bu edebiyatın tohumları serpilmeye başlamıştır.
* Batılı tarzda ilk eserler bu dönemde verilmeye başlanmıştır.
* Hak, adalet, özgürlük, vatan kelimeleri bu dönemde ilk defa kullanılmaya başlanmıştır.
* Tanzimat edebiyatı kendi arasında ikiye ayrılır.(Birinci-ikinci dönem)
* Yazı dilini halkın anlayacağı dile yakınlaştırmaya çalışmışlardır.
* Tiyatroyu halkı aydınlatma aracı olarak görmüşlerdir.
* Toplumcu bir çizgi tutmaya çalışmışlardır.
* Divan edebiyatındaki "bölüm güzelliğine" karşın "konu bütünlüğüne, güzelliğine" önem vermişlerdir.
* Tanzimat birinci dönem sanatçıları(Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa, Ahmet Mithat Efendi) ikinci dönem sanatçılarına göre daha halkçı olmuşlardır.
BİRİNCİ DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATI (1860-1876)
* Divan edebiyatını eleştirmelerine rağmen onun etkisinden kurtulamamışlardır.
* Vatan millet, hak adalet, özgürlük gibi kavramlar ilk defa bu dönemde kullanılmaya başlanmıştır.
* Batılı anlamda ilk esereler bu dönemde verilmeye başlanmıştır.
* Toplumu bilinçlendirmek için edebiyatı bir araç olarak görmüşlerdir.
* Dilin sadeleşmesi gerektiğini söylemişler ancak pek başarılı olamamışlardır bu konuda.
* Roman, modern hikâye, tiyatro, gazete, eleştiri, anı bu dönemde kullanılmaya başlanmıştır.
* Bu dönemin sanatçıları aynı zamanda devlet adamı sıfatı da taşıyorlardı.
* Klasizim (Şinasi, Ahmet Vefik Paşa) romantizm (Namık Kemal, Ahmet Mithat) den etkilenmişlerdir.
Not: Sanatçılarla ilgili daha detaylı bilgilere sanatçı ismi üzerinden ulaşabilirsiniz.
BİRİNCİ DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATI SANATÇILARI
ŞİNASİ (1826-1871)
* Edebiyatımıza birçok yeniliğin yerleşmesini sağlamıştır.
* Asıl adı İbrahim'dir.
* İlklerin yazarıdır: İlk tiyatro, ilk şiir çevirisi, Batılı anlamda ilk fabl, ilk özel gazete, ilk makale, ilk noktalama işaretini kullanan kişidir.
* Halk için sanat görüşünü benimsemiştir.
* İlk tiyatro eserimizi: ŞAİR EVLENMESİ ni yazdı.
* İlk makaleyi yazdı: TERCÜMAN-I AHVAL MUKADDİMESİ
* İlk özel gazetesi çıkardı: TERCÜMAN- I AHVAL
* Eserleri: Durub u Emsalı Osmaniyye (Osmanlı Atasözleri Kitabı)
Tercüme i Manzume (Çeviriler)
Müntehabat -ı Eşar(şiirleri)
Divan-ı Şinasi
Tasvir i Efkâr
NAMIK KEMAL (1840-1888)
* Vatan şairimizdir.
* Toplumcu bir sanat çizgisindedir.
* Vatan, millet, özgürlük kelimelerini edebiyatta ilk kullanan kişidir.
* Tiyatroları oldukça ses getirmiştir. Tiyatroyu bir eğlence ve halkı bilinçlendirme aracı olarak görmüştür.
* Romantizmin etkisindedir.
* Eserleri: ilk tarihi romanımız; CEZMİ
İlk edebi romanımız ;İNTİBAH
Tiyatroları : Vatan yahut Silistre, Zavallı Çocuk, Gülnihal, Kara Bela,Celalettin Harzermşah
Eleştiri eserleri: Renan Müdafenamesi, Tahrib-i Harabat (Ziya Paşa'ya karşı)
İrfan Paşa'ya Mektup, Takip
Diğer eserleri: Kanije, Silistre Muhasarası, Osmanlı Tarihi, Büyük İslam Tarihi, Evrak-ı Perişan
ZİYA PAŞA (1825-1880)
* İlk edebiyat tarihi taslağı sayılan "Harabat"eserini yazmıştır.
* Halk şiirinin ve dilinin gerçek edebiyatımız olduğunu belirten "Şiir ve İnşa"adlı makalesini yazmasına rağmen kendisi böyle davranmamıştır.
* Biçimce eski içerikçe yeni olmaya gayret göstermiştir.
* Terkib-i bent, terci i bent'leri meşhurdur.
* Bir çok dizesi halk arasında atasözü gibi kullanılmıştır.
* Eserleri: Zafername, Harabat, Eş'ar-ı Ziya, Defter-i Amal, Terkib-i Bent, Terci-i Bent
AHMET MİTHAT EFENDİ (1844-1912)
* Halk için roman geleneğini benimsemiştir.
* Halkın anlayacağı bir dilde ve onları ilgilendiren konularda eserler vermiştir.
* İlk hikâye örneklerimizden biri sayılan :"Letaif-i Rivayet"i yazmıştır.
* Romantizmden etkilenmiştir.
* En üretken yazarımız odur. "Yazı makinesi" olarak da bilinir. 36'sı roman olmak üzere 200'e yakın eseri vardır.
* Eserlerinden bazıları: Hasan Mellah, Hüseyin Fellah, Felatun Bey ve Rakım Efendi, Yer Yüzünde Bir Melek, Henüz On Yedi Yaşında...
ŞEMSETTİN SAMİ ( 1850-1904 )
* Devrinin en büyük dil bilgini sayılmıştır.
* İlk romanımız olan: Taaşşuk-u Talat ve Fitnat adlı eseri yazmıştır.
* Kamus u Türkî adlı sözlüğü yazmış.
* Kamus u Fransevi ve Kamus-ı Alam'ı yazmıştır.
AHMET VEFİK PAŞA (1829-1892)
* Tiyatromuzun en büyük kilometre taşı sayılır.
* Bursa'da kendi adıyla tiyatro kurmuştur.
* Halkın tiyatroyu sevmesi için özellikle Moliere'den çeviriler yapmıştır.
* İnfiali Aşk, Dudu Kuşlar, Zor Nikâh, Zoraki Tabip, Kadınlar Mektebi ,Şecere-i Türk eserlerinden bazılarıdır.
İKİNCİ DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATININ ÖZELLİKLERİ (1876-1895)
* Bireysel konulara dönülmüştür.
* Sanat, sanat içindir, görüşü benimsenmiştir.
* Dil oldukça ağırlaştırılmıştır.
* Tiyatro eserleri oynanmak için değil okunmak için yazılmıştır.
* Realizm ve natüralizm baskın akımlar olarak göze çarpar.
* Gazetecilik, ilk dönemdeki toplumsal etki ve işlevini yitirir. Gazetelerdeki siyasal ve toplumsal içerikli yazılar yerini günlük sıradan olaylara bırakır. Toplumsal makalenin yerini de edebi makale alır.
* Birinci dönemdeki gibi hece denenmekle birlikte aruz yine egemenliğini sürdürmüştür. Birinci dönemde de kullanılan Divan edebiyatı nazım biçimleri bırakılmaya başlanmıştır.
* Şiirin konusu genişletilmiş; ölüm, karamsarlık, aşk, felsefi düşünceler tema olarak seçilmiştir. Sanatçılar, "Güzel olan her şey şiirin konusu olabilir." anlayışını savunmuşlardır. Bu dönem şiiri Servet-i Fünun şiirine de esin kaynağı olmuştur.
* Roman ve öykü tekniği daha da gelişir. Birinci dönem göre daha nitelikli ürünler vermeye başlamıştır. Betimlemeler ilk döneme göre daha da ölçülüdür. Realizm akımının etkisiyle gözleme önem verilmiş, olay ve kişiler daha gerçekçi anlayışla anlatılmıştır.
* Nabizade Nazım naturalizmden, Recaizade Mahmut Ekrem ve Samipaşazade Sezai realizmden, Abdülhak Hamit Tarhan ise romantizmden etkilenmiştir.
* Tanzimatın ikinci döneminde ürünler veren Muallim Naci Divan edebiyatının tek savunucusudur.
* Tanzimat’ın ikinci kuşak sanatçıları: Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit Tarhan, Samipaşazade Sezai, Nabizade Nazım, Muallim Naci, Direktör Ali Bey ve Ahmet Cevdet Paşa’dır.
İKİNCİ DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATININ SANATÇILARI
RECAİZADE MAHMUT EKREM (1847- 1914)
* İlk realist romanımız olan: Araba Sevdası'nı yazmıştır.
* Tevfik Fikret'in akıl hocasıdır.
* Muallim Naci ile uzun yıllar süren "eski-yeni"kavgasında yeniyi savunmuştur.
* "Sanat sanat içindir ve kafiye kulak içindir." görüşünü benimsemiştir.
* Oğlu Nijat Ekrem'in ve diğer iki çocuğununun ölümü onu bireysel ve hüzünlü eserler vermeye zorlamıştır.
* "Her güzel şey şiirin konusudur." diyerek şiirin konu zenginliğine katkı yapmıştır.
* Muallim Naci'nin Demdeme'sine karşılık Zemzeme adlı kitabı yazmıştır.
* Tiyatroları: Afife Anjelik, Çok Bilen Çok Yanılır, Vuslat (Süreksiz Sevinç)
* Şiirleri: Zemzeme, Nağme-i Seher, Tefekkür, Yadigâr-ı Şebap
* Romanları: Araba Sevdası, Muhsin Bey
* İnceleme: Talim-i Edebiyat adlı eseri onun edebiyata dair görüşleri içeren en önemli eseridir. Takdir-i Elhan
ABDÜLHAK HAMİT TARHAN ( 1852-1937)
* Edebiyatımızın en bireysel şairlerindendir.
* Batılılaşma hareketinin asıl öncüsü olarak kabul gördüğü için kendisine "şairi azam"(büyük şair) lakabı verilmiştir.
* Gözlem ve izlenimleriyle şiir yazmıştır.
* Düşünen adamdan çok yapan adam özelliği taşımaktadır.
* Tiyatroları oynanmaya uygun değildir.(Macera-yı Aşk, Sabru Sebat, içli Kızlar, Finten, Nesteren, Liberte )
* Romantizmin etkisinde, metafizik konuları, ölüm, aşk gibi temalar içeren eserler vermiştir.
* Makber, Ölü, Bunlar O'dur, Hacle, Garam, İlham-ı Vatan şiir kitaplarıdır.
MUALLİM NACİ (1850-1893)
* Recaizade Mahmut Ekrem'le eski- yeni kavgasında eski'yi savunmuştur.
* Batılı tarzda şiirler de yazmıştır.
* Dili ağırdır ;ancak başarılıdır.
* Eserleri: Ateşpare, Füruzan, Şerare (şiir) Demdeme, Muallim (eleştiri)
Islahat-ı Edebiye (sözlük)
NABİZADE NAZIM (1862-1893)
* İlk köy romanımız kabul edilen: Karabibik'i yazmıştır.
* Realizm, natüralizm'in öncülerinden sayılır.
* İlk psikolojik roman denemesi sayılan: Zehra'yı yazmıştır.
TANZİMAT EDEBİYATINDA ROMAN ve HİKÂYE
* Bütün eserler teknik açıdan zayıftırlar.
* Duygusal ve acıklı konular işlenmiştir.
* Yazarlar olaylara müdahalede bulunmuştur.
* Eserlerde karakter oluşturulamamıştır. Genellikle ya iyi ya da kötü özellik taşıyan tipler kullanılmıştır.
* İyiler eserlerin sonunda mükâfat alırlar, kötüler de cezalarını alırlar.
* Tanzimat ikinci dönemin sanatçıları birinci döneminkilere göre daha başarılı olmuştur.
Ayrıca bkz. Tanzimat Edebiyatında Hikâye ve Roman
TANZİMAT EDEBİYATINDA ELEŞTİRİ
* Bu dönemde genellikle "eski- yeni"kavgasına dayanan eleştiriler olmuştur.
* Namık Kemal'in Ernest Renan'ı eleştiren Renan Müdafaanamesi bu dönemin önemli eserlerindendir.
* Muallim Naci ile Recaizade Mahmut Ekrem arasındaki Demdeme-Zemzeme tartışması da bu dönemin önemli örneklerindendir.
TANZİMAT EDEBİYATINDA TİYATRO
* Tiyatro ilk defa bu dönemde görülmeye başlanmıştır.
* İlk tiyatro örneği Şinasi'nin Şair Evlenmesi'dir.
* İlk dönemin sanatçıları tiyatroyu bir eğitim aracı olarak görmüşlerdir.
* İkinci dönemin sanatçıları da tiyatroyu eğlence olarak görmüşler; ancak onların tiyatroları oynanmak için değil okunmak için yazılmışlardır.
* Batılı tarzda ilk eserler bu dönemde verilmeye başlanmıştır.
* Hak, adalet, özgürlük, vatan kelimeleri bu dönemde ilk defa kullanılmaya başlanmıştır.
* Tanzimat edebiyatı kendi arasında ikiye ayrılır.(Birinci-ikinci dönem)
* Yazı dilini halkın anlayacağı dile yakınlaştırmaya çalışmışlardır.
* Tiyatroyu halkı aydınlatma aracı olarak görmüşlerdir.
* Toplumcu bir çizgi tutmaya çalışmışlardır.
* Divan edebiyatındaki "bölüm güzelliğine" karşın "konu bütünlüğüne, güzelliğine" önem vermişlerdir.
* Tanzimat birinci dönem sanatçıları(Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa, Ahmet Mithat Efendi) ikinci dönem sanatçılarına göre daha halkçı olmuşlardır.
BİRİNCİ DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATI (1860-1876)
* Divan edebiyatını eleştirmelerine rağmen onun etkisinden kurtulamamışlardır.
* Vatan millet, hak adalet, özgürlük gibi kavramlar ilk defa bu dönemde kullanılmaya başlanmıştır.
* Batılı anlamda ilk esereler bu dönemde verilmeye başlanmıştır.
* Toplumu bilinçlendirmek için edebiyatı bir araç olarak görmüşlerdir.
* Dilin sadeleşmesi gerektiğini söylemişler ancak pek başarılı olamamışlardır bu konuda.
* Roman, modern hikâye, tiyatro, gazete, eleştiri, anı bu dönemde kullanılmaya başlanmıştır.
* Bu dönemin sanatçıları aynı zamanda devlet adamı sıfatı da taşıyorlardı.
* Klasizim (Şinasi, Ahmet Vefik Paşa) romantizm (Namık Kemal, Ahmet Mithat) den etkilenmişlerdir.
Not: Sanatçılarla ilgili daha detaylı bilgilere sanatçı ismi üzerinden ulaşabilirsiniz.
BİRİNCİ DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATI SANATÇILARI
ŞİNASİ (1826-1871)
* Edebiyatımıza birçok yeniliğin yerleşmesini sağlamıştır.
* Asıl adı İbrahim'dir.
* İlklerin yazarıdır: İlk tiyatro, ilk şiir çevirisi, Batılı anlamda ilk fabl, ilk özel gazete, ilk makale, ilk noktalama işaretini kullanan kişidir.
* Halk için sanat görüşünü benimsemiştir.
* İlk tiyatro eserimizi: ŞAİR EVLENMESİ ni yazdı.
* İlk makaleyi yazdı: TERCÜMAN-I AHVAL MUKADDİMESİ
* İlk özel gazetesi çıkardı: TERCÜMAN- I AHVAL
* Eserleri: Durub u Emsalı Osmaniyye (Osmanlı Atasözleri Kitabı)
Tercüme i Manzume (Çeviriler)
Müntehabat -ı Eşar(şiirleri)
Divan-ı Şinasi
Tasvir i Efkâr
NAMIK KEMAL (1840-1888)
* Vatan şairimizdir.
* Toplumcu bir sanat çizgisindedir.
* Vatan, millet, özgürlük kelimelerini edebiyatta ilk kullanan kişidir.
* Tiyatroları oldukça ses getirmiştir. Tiyatroyu bir eğlence ve halkı bilinçlendirme aracı olarak görmüştür.
* Romantizmin etkisindedir.
* Eserleri: ilk tarihi romanımız; CEZMİ
İlk edebi romanımız ;İNTİBAH
Tiyatroları : Vatan yahut Silistre, Zavallı Çocuk, Gülnihal, Kara Bela,Celalettin Harzermşah
Eleştiri eserleri: Renan Müdafenamesi, Tahrib-i Harabat (Ziya Paşa'ya karşı)
İrfan Paşa'ya Mektup, Takip
Diğer eserleri: Kanije, Silistre Muhasarası, Osmanlı Tarihi, Büyük İslam Tarihi, Evrak-ı Perişan
ZİYA PAŞA (1825-1880)
* İlk edebiyat tarihi taslağı sayılan "Harabat"eserini yazmıştır.
* Halk şiirinin ve dilinin gerçek edebiyatımız olduğunu belirten "Şiir ve İnşa"adlı makalesini yazmasına rağmen kendisi böyle davranmamıştır.
* Biçimce eski içerikçe yeni olmaya gayret göstermiştir.
* Terkib-i bent, terci i bent'leri meşhurdur.
* Bir çok dizesi halk arasında atasözü gibi kullanılmıştır.
* Eserleri: Zafername, Harabat, Eş'ar-ı Ziya, Defter-i Amal, Terkib-i Bent, Terci-i Bent
AHMET MİTHAT EFENDİ (1844-1912)
* Halk için roman geleneğini benimsemiştir.
* Halkın anlayacağı bir dilde ve onları ilgilendiren konularda eserler vermiştir.
* İlk hikâye örneklerimizden biri sayılan :"Letaif-i Rivayet"i yazmıştır.
* Romantizmden etkilenmiştir.
* En üretken yazarımız odur. "Yazı makinesi" olarak da bilinir. 36'sı roman olmak üzere 200'e yakın eseri vardır.
* Eserlerinden bazıları: Hasan Mellah, Hüseyin Fellah, Felatun Bey ve Rakım Efendi, Yer Yüzünde Bir Melek, Henüz On Yedi Yaşında...
ŞEMSETTİN SAMİ ( 1850-1904 )
* Devrinin en büyük dil bilgini sayılmıştır.
* İlk romanımız olan: Taaşşuk-u Talat ve Fitnat adlı eseri yazmıştır.
* Kamus u Türkî adlı sözlüğü yazmış.
* Kamus u Fransevi ve Kamus-ı Alam'ı yazmıştır.
AHMET VEFİK PAŞA (1829-1892)
* Tiyatromuzun en büyük kilometre taşı sayılır.
* Bursa'da kendi adıyla tiyatro kurmuştur.
* Halkın tiyatroyu sevmesi için özellikle Moliere'den çeviriler yapmıştır.
* İnfiali Aşk, Dudu Kuşlar, Zor Nikâh, Zoraki Tabip, Kadınlar Mektebi ,Şecere-i Türk eserlerinden bazılarıdır.
İKİNCİ DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATININ ÖZELLİKLERİ (1876-1895)
* Bireysel konulara dönülmüştür.
* Sanat, sanat içindir, görüşü benimsenmiştir.
* Dil oldukça ağırlaştırılmıştır.
* Tiyatro eserleri oynanmak için değil okunmak için yazılmıştır.
* Realizm ve natüralizm baskın akımlar olarak göze çarpar.
* Gazetecilik, ilk dönemdeki toplumsal etki ve işlevini yitirir. Gazetelerdeki siyasal ve toplumsal içerikli yazılar yerini günlük sıradan olaylara bırakır. Toplumsal makalenin yerini de edebi makale alır.
* Birinci dönemdeki gibi hece denenmekle birlikte aruz yine egemenliğini sürdürmüştür. Birinci dönemde de kullanılan Divan edebiyatı nazım biçimleri bırakılmaya başlanmıştır.
* Şiirin konusu genişletilmiş; ölüm, karamsarlık, aşk, felsefi düşünceler tema olarak seçilmiştir. Sanatçılar, "Güzel olan her şey şiirin konusu olabilir." anlayışını savunmuşlardır. Bu dönem şiiri Servet-i Fünun şiirine de esin kaynağı olmuştur.
* Roman ve öykü tekniği daha da gelişir. Birinci dönem göre daha nitelikli ürünler vermeye başlamıştır. Betimlemeler ilk döneme göre daha da ölçülüdür. Realizm akımının etkisiyle gözleme önem verilmiş, olay ve kişiler daha gerçekçi anlayışla anlatılmıştır.
* Nabizade Nazım naturalizmden, Recaizade Mahmut Ekrem ve Samipaşazade Sezai realizmden, Abdülhak Hamit Tarhan ise romantizmden etkilenmiştir.
* Tanzimatın ikinci döneminde ürünler veren Muallim Naci Divan edebiyatının tek savunucusudur.
* Tanzimat’ın ikinci kuşak sanatçıları: Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit Tarhan, Samipaşazade Sezai, Nabizade Nazım, Muallim Naci, Direktör Ali Bey ve Ahmet Cevdet Paşa’dır.
İKİNCİ DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATININ SANATÇILARI
RECAİZADE MAHMUT EKREM (1847- 1914)
* İlk realist romanımız olan: Araba Sevdası'nı yazmıştır.
* Tevfik Fikret'in akıl hocasıdır.
* Muallim Naci ile uzun yıllar süren "eski-yeni"kavgasında yeniyi savunmuştur.
* "Sanat sanat içindir ve kafiye kulak içindir." görüşünü benimsemiştir.
* Oğlu Nijat Ekrem'in ve diğer iki çocuğununun ölümü onu bireysel ve hüzünlü eserler vermeye zorlamıştır.
* "Her güzel şey şiirin konusudur." diyerek şiirin konu zenginliğine katkı yapmıştır.
* Muallim Naci'nin Demdeme'sine karşılık Zemzeme adlı kitabı yazmıştır.
* Tiyatroları: Afife Anjelik, Çok Bilen Çok Yanılır, Vuslat (Süreksiz Sevinç)
* Şiirleri: Zemzeme, Nağme-i Seher, Tefekkür, Yadigâr-ı Şebap
* Romanları: Araba Sevdası, Muhsin Bey
* İnceleme: Talim-i Edebiyat adlı eseri onun edebiyata dair görüşleri içeren en önemli eseridir. Takdir-i Elhan
ABDÜLHAK HAMİT TARHAN ( 1852-1937)
* Edebiyatımızın en bireysel şairlerindendir.
* Batılılaşma hareketinin asıl öncüsü olarak kabul gördüğü için kendisine "şairi azam"(büyük şair) lakabı verilmiştir.
* Gözlem ve izlenimleriyle şiir yazmıştır.
* Düşünen adamdan çok yapan adam özelliği taşımaktadır.
* Tiyatroları oynanmaya uygun değildir.(Macera-yı Aşk, Sabru Sebat, içli Kızlar, Finten, Nesteren, Liberte )
* Romantizmin etkisinde, metafizik konuları, ölüm, aşk gibi temalar içeren eserler vermiştir.
* Makber, Ölü, Bunlar O'dur, Hacle, Garam, İlham-ı Vatan şiir kitaplarıdır.
MUALLİM NACİ (1850-1893)
* Recaizade Mahmut Ekrem'le eski- yeni kavgasında eski'yi savunmuştur.
* Batılı tarzda şiirler de yazmıştır.
* Dili ağırdır ;ancak başarılıdır.
* Eserleri: Ateşpare, Füruzan, Şerare (şiir) Demdeme, Muallim (eleştiri)
Islahat-ı Edebiye (sözlük)
NABİZADE NAZIM (1862-1893)
* İlk köy romanımız kabul edilen: Karabibik'i yazmıştır.
* Realizm, natüralizm'in öncülerinden sayılır.
* İlk psikolojik roman denemesi sayılan: Zehra'yı yazmıştır.
TANZİMAT EDEBİYATINDA ROMAN ve HİKÂYE
* Bütün eserler teknik açıdan zayıftırlar.
* Duygusal ve acıklı konular işlenmiştir.
* Yazarlar olaylara müdahalede bulunmuştur.
* Eserlerde karakter oluşturulamamıştır. Genellikle ya iyi ya da kötü özellik taşıyan tipler kullanılmıştır.
* İyiler eserlerin sonunda mükâfat alırlar, kötüler de cezalarını alırlar.
* Tanzimat ikinci dönemin sanatçıları birinci döneminkilere göre daha başarılı olmuştur.
Ayrıca bkz. Tanzimat Edebiyatında Hikâye ve Roman
TANZİMAT EDEBİYATINDA ELEŞTİRİ
* Bu dönemde genellikle "eski- yeni"kavgasına dayanan eleştiriler olmuştur.
* Namık Kemal'in Ernest Renan'ı eleştiren Renan Müdafaanamesi bu dönemin önemli eserlerindendir.
* Muallim Naci ile Recaizade Mahmut Ekrem arasındaki Demdeme-Zemzeme tartışması da bu dönemin önemli örneklerindendir.
TANZİMAT EDEBİYATINDA TİYATRO
* Tiyatro ilk defa bu dönemde görülmeye başlanmıştır.
* İlk tiyatro örneği Şinasi'nin Şair Evlenmesi'dir.
* İlk dönemin sanatçıları tiyatroyu bir eğitim aracı olarak görmüşlerdir.
* İkinci dönemin sanatçıları da tiyatroyu eğlence olarak görmüşler; ancak onların tiyatroları oynanmak için değil okunmak için yazılmışlardır.
Felatun Beyle Rakım Efendi
Zaman:
Pazartesi, Aralık 20, 2010
Kategori
romanı
0
yorum
I. OLAY ÖRGÜSÜ
Romanın kahramanlarından Felatun Bey ile Rakım Efendi aynı yaşlarda, aynı derecede eğitim görmüş yakın iki arkadaştır. Felatun Bey isminden dolayı kendini çok bilgili, kültürlü biri olarak görür çevresine de böyle görünmeye çalışır. Hararetli bir kitap toplayıcısıdır. Yeni çıkan ilmi eserlerin hepsini üzerine adının ilk harflerini yazdırmak suretiyle ciltlettirip getirterek kitaplığına koyar. Fakat o, aldığı kitapları hiçbir zaman açıp okumaz. Kendileri büyük bir devlet dairesinde çalışmakla birlikte, buraya pek uğramayıp her geçen gün değer yargılarına biraz daha yabancılaşarak güzel Fransız kadınlarıyla çıkarlara dayanan kısa ömürlü aşklar yaşarken, kötü sonunu hazırlamakta olduğunun farkında değildir.
Rakım Efendi ise tam tersi, ağırbaşlı, çalışkan, vaktini boşa harcamayan biridir. Onun ilişkileri karşılıklı çıkarlara dayanmamaktadır. Rakım Efendi de gezip eğlenmeyi, çalgılı alemleri sevmektedir ama, ona göre her şeyin bir ölçüsü vardır. Rakım Efendi, Fransızca, Arapça ve Farsça’yı anadili gibi bilmektedir. Onun bu özelliği, Asmalımescit semtinde oturan İngiliz ailenin dikkatini çeker ve evin kızlarının babası Bay Ziklas, Rakım Efendi'den, kızlarına ders vermesini ister. İngiliz kızlarına ders vermeye başlayan Rakım Efendi, bu kızlardan birinin kendisine aşık olduğunun farkında değildir. Kendisi de ev işlerine yardım etmesi için alınan güzel hizmetçisi Canan'a âşık olmuştur. Çaresiz fakat, temiz aşklar ile karşı karşıya kalan Rakım Efendi ile menfaatler üzerine kurulu ilişkiler içinde yaşayan Felatun Bey'in maceralarını okurken, bir dönemin yaşantı biçimini oluşturan değer yargılarının panoramasıyla karşılaşacaksınız.
Bu romanda A.Mithat'ın ortaya koyduğu temel karşıtlık Felatun Bey’le Rakım Efendi'nin temsil ettikleri tembellikle israf ile çalışkanlık ve tutumluluk arasındadır. A.Mithat, batılılaşmayı yanlış anlayan Felatun Bey'in karşısına doğru anlayan Rakım Efendi'yi koyarak ideal sayabileceğimiz bir Osmanlı efendisi çizer. Romanda Felatun'dan daha çok üzerinde durulan Rakım para işlerinde dikkatli,çalışarak kazanan,fakirken durumunu düzeltebilen başarılı bir adamdır.Rakım'ın biraz da A.Mithat'ın kendisi olduğu ortadadır.Bu iki adamı karşılaştırmak amacı romanın konusunu da belirler.Felatun ile Rakım'ı benzer olaylar ve durumlar içerisine yerleştirerek aralarındaki farkı belirler.
II. TEMALAR
Ferdi Tema
Eserde en çok dikkat çeken ferdi temaların başında aşk konusu gelmektedir.Rakım ile Canan arasında yaşanan saf ve temiz aşk, bu duygunun kural ve sınıf tanımadığını ortaya koyması bakımından önemlidir.Öyle ki biri kültürlü öbürü ise para karşılığı satın alınan cahil birisidir, ancak bunun yanında Canan zamanla Rakım tarafından- bir nevi yazarın isteğiyle diyebiliriz- kendisine layık bir duruma getirilince bu fark ortadan kalkmıştır.Diğer yandan İngiliz kızlarının özellikle Can’ın Rakım’a karşı beslediği karşılıksız aşk duygusu da dikkate değer bir olaydır.
Eserde şehvet duygusuna da yer verilmiştir.Josefino’nun kendinden yaşça küçük olmasına rağmen Rakım’a karşı hissettiği cinsel duygularla karışık insani sevginin romanda önemli bir yeri vardır.
Kıskançlık duygusuna da az da olsa aşk duygusu dahilinde yer verilmiştir.Bu daha çok paylaşmaya karşı duruş şeklindeki bir histir.Bu duyguyu da gerek Canan’da gerek İngiliz kızlarının her ikisinde de birbirlerine karşı kendini göstermektedir ki bu da yine Rakım’a karşıdır.
Ayrıca acıma duygusu da güçlü bir şekilde hissettirilmiştir.Rakım Can’ın kendisine karşı beslediği tek taraflı aşk yüzünden düştüğü amansız hastalık nedeniyle her geçen gün daha da erimesini görünce ona çok acımaktadır.Ancak bu hastalığın sebebinin kendisi olduğunu öğrenince, üzüntüsü ve acıma duygusu onda adeta ıstırap haline gelmiştir.
Sosyal Tema
Eserde sosyal tema ferdi temaya göre daha arka planda kalmıştır.Aslında yazar ağırlıklı olarak tek bir sosyal temayı işlediği için eserin bütününden bu konuyu çıkarmak pek kolay değildir.Bu konu ise “Batılılaşma” konusu ve batılılaşma karşısında bizim toplumumuzun ve kültürümüzün nasıl etkilendiği meselesidir.Eserde Rakım Efendi ve Felatun Bey, iki örnek tip ele alınarak batılılaşmayı nasıl anladığımız masaya konmaya çalışılmıştır.Batılılaşma ve çağdaşlaşma yolunda Avrupa’dan yalnız bilim ve teknik yönünden faydalanmamız gerektiği gerçeği okuyucuya verilmek istenmiş.Bunun dışında kalan yaşam biçimi, milli zevklerimiz, milli kültürümüz asırların birikimiyle zaten bizde en özgün biçimde mevcuttur düşüncesi dile getirilmiştir.
Eserde bunun yanında o zamanların amansız hastalığı olan “Verem” konusu da işlenmiştir.Bu hastalık o zaman için tedavisi olmayan ve kurtuluşu zor olan bir hastalık olduğu için halk arasında korku duyulan bir durumdur.
III. KİŞİLER
A.Fonksiyonları Bakımından Kişiler
a.Birinci Derecedeki Kişiler
Rakım Efendi: İki zıt tipin karşılaştırılması şeklinde oluşturulan bu romanda en çok konu edilen kişi Rakım Efendi ağırbaşlı, çalışkan, vaktini boşa harcamayan biridir. Onun ilişkileri karşılıklı çıkarlara dayanmamaktadır. Rakım Efendi, Fransızca, Arapça ve Farsça’yı anadili gibi bilmektedir. Bu özellikleriyle Rakım Efendi kültürlü, bilgili, çağdaş ve batılılaşmayı doğru anlayan bir tip olarak göze çarpmaktadır. Aynı zamanda o,ahlaklı ve iyi huy olarak gördüğümüz tüm davranışları üzerinde toplamıştır ki bu yönüyle tam bir Osmanlı beyefendisi özelliği göstermektedir.
Rakım Efendi saydığımız özellikleriyle adeta okuyucunun zihninde bir melek olduğu düşüncesini uyandırmıştır. Ancak yazar bu durumda romana müdahale ederek Rakım Efendi’nin sonuçta bir insan olduğu gerçeğini okuyucuya göstermektedir. Bunu da roman içerisinde gerek Josefino ile girdiği gizli, ancak pek de fena sayılmayacak ilişkiden gerek ev içinde Canan ile girdiği ilişkiden gerekse de çok nadir de olsa Felatun Bey hakkında zihninden geçirdiği haklı ve olumsuz düşüncelerden yararlanarak okuyucuya göstermektedir.
Felatun Bey: Romandaki zıt kişiliklerden olumsuz tarafı temsil eden Felatun Bey isminden dolayı kendini çok bilgili, kültürlü biri olarak görür çevresine de böyle görünmeye çalışır. Kendileri her geçen gün değer yargılarına biraz daha yabancılaşarak güzel Fransız kadınlarıyla çıkarlara dayanan kısa ömürlü aşklar yaşarken, kötü sonunu hazırlamakta olduğunun farkında değildir.
Yazar bu tip sayesinde okuyucuya yapmaması gereken davranışları açık bir şekilde söylemekte ve okuyucunun Rakım Efendi ile bu tip arasında bir seçim yapmasını istemektedir, ancak Felatun Bey’in çirkin taraflarını göstererek seçimi okuyucuya bırakmıştır. Ayrıca zamanın genel düşünce yapısı Felatun Bey üzerinde toplanarak taklitçiliğin etkisiyle kişinin yozlaşması okuyucuya çok çarpıcı bir şekilde verilmiştir.
b.Hasım veya Karşı Gücü Temsil Eden Kişiler
Romanda varlığını açık olarak hissettiğimiz düşman veya karşı gücü temsil eden bir tip bulunmamaktadır, ancak bu bahiste Rakım Efendi’nin tam zıttı davranışlar sergilemesi bakımından Felatun Bey’i zikredebiliriz.
c.Arzu Edilen ve Korku duyulan Kişiler ya da Kavramlar
Burada Canan’ın adını verebiliriz. Rakım Efendi Canan’ı satın aldığı ilk sıralarda bu kızın sağlıksız ve bakımsız durumda olması sebebiyle Canan’a herhangi bir ilgi duymamıştır, fakat Canan’daki zarifliği ve güzelliği daha ilk bakışında fark etmiştir. Dadı Kalfa’nın iyi bakıcılığı ve Rakım’ın da çok yakın olarak ilgilenmesi sonucunda adeta Canan’ın içindeki cevher ortaya çıkmıştır. İleride yönlendirici kişiler bahsinde sayacağımız Josefino’nun etkisi yardımıyla da Rakım bu çekiciliğe daha fazla karşı koyamamıştır.Bunun yanında Dadı Kalfa da Canan’ı etkilemekte ve ona Rakım’ı nasıl etkileyeceği konusunda taktikler vermektedir.Gerek Dadı Kalfa gerek Josefino mükemmel kişiliklere sahip olan bu iki çocuğun birbirine çok yakışacağını düşünmekte ve her ikisi de bu çocukları etkilemek ve birbirine kavuşturmak için başarılı olana kadar büyük çaba harcamışlardır.
d.Yönlendirici Kişiler
Josefino: Bu kişi roman içerisinde büyük bir etkiye sahip olması sebebiyle önemli bir yere sahiptir. Bir arkadaş toplantısında Rakım’la tanışan Josefino Rakım’la daha yakın bir ilişki kurmak için özel bir çaba harcamış, Canan’a ders vermeyi sadece Rakım’ın dostluğu karşısında kabul etmiş, kısa süre sonra Beyoğlu’ndaki kendi evinde Rakım’la bir muhabbet içerisine isteyerek girmiştir ve böylece kendi egosunu tatmin etmiştir. Belki bu tatminlikten dolayıdır ki yaşça küçük olmasına rağmen çok beğendiği Rakım’ı en az Rakım kadar sevdiği Canan’a daha layık gördüğünü söylemiştir.Bu yolla Canan’la Rakım’ın mutluluğuna büyük katkıda bulunmuştur.
Dadı Kalfa(Fedayi):Yönlendirici özelliği Canan üzerinde ağır basan Fedayi eve ilk geldiği sıralarda toy ve eğitimsiz olan Canan’ın yetişip serpilmesinde büyük etki yapmış, Rakım’ın gözü önünde Canan’ın yeniden doğmasını sağlamıştır. Bunu yaparken de bu iki çocuğu birbirine çok yakıştırdığı için kızın içine Rakım’a karşı aşk tohumunu kendisi serpmiştir. Bu kişinin evde yapılması gereken bazı işlerin ve halledilmesi gereken eksiklerin tamamlanması için Rakım’ı uyarması bakımından da bir yönlendirici tarafı bulunmaktadır.
Doktor Z: Doktor İngiliz kızın Rakım’a karşı duyduğu derin aşk sebebiyle ince hastalığa düştüğü sırada romana girmiştir. Yaptığı ilginç muayene sonunda teşhisi koymuş ve kızın dermanının da Rakım Efendi’de bulunduğunu belirtmiştir. Burada Mister Ziklas’ı kızla Rakım’ın evlenmesi gerektiğine inandırması bakımından yönlendirici bir kimliğe sahiptir.
e.Alıcı Kişiler
Can: Bu romanda alıcı kişi olarak en başta Can’ı sayabiliriz. Rakım bu İngiliz kızlara ders vermeye başladıktan ilk zamanlardan beri her ikisini de büyük ölçüde etkilemiştir, ancak bunun farkında değildir. Gerek düzgün bir fizik ve yüz yapısına gerek iyi huy ve ahlaka sahip olması bakımından kızlara kendisini sevdirmiştir.Öyle ki, Can aradan geçen yaklaşık bir sene sonra devasız bir derde tutulmuş,günden güne erimeye başlamıştır.Tabii ki Rakım’ın bu durumdan haberi ancak bu anda oluyor.Ancak anlaşılmaz bir şekilde Can yakalandığı bu amansız hastalıktan kurtuluyor ve tekrar hayata dönüyor.Bu olayda Can’ın rolüne bakacak olursak Can kendi kendini böyle bir derde düşürüyor ve sonunda da akıl almaz zararlar görüyor.
Margrit: İngiliz kızlardan Margrit kardeşi Can kadar etkilenmese de roman içinde Rakım’dan o da etkilenmiş ve hayatından eskisi kadar zevk almamaya başlamıştır. Zira Margrit de babası tarafından bu olaylarda daha fazla zarar görmemesi için İstanbul’dan başka bir yere gönderilmiştir. Kısaca Margrit için de Rakım’la yakınlaşması sonucu onun da olumsuz yönde etkilenen kişilerden olduğunu söyleyebiliriz.
Polini: Bu kişilik romanda para ve zevk düşkünü olan ve varlıklı erkekleri sömüren bir özellikte verilmiştir. Bu kadın alafranga kültürünün tipik bir örneği olarak görünmekle beraber hafiften de meşrep biridir. Roman içerisinde Felatun’a kumar gibi kötü bir alışkanlık karşısında destek olmakta onu teşvik etmektedir.Gece alemlerinde,kumar masalarında Felatun’un serveti tükenince Polini Felatun’u terk etmiş,ancak Rakım’ın tüm uyarılarına rağmen Felatun bu olaydan sonra durumu anlayabilmiştir.Bu özellikleriyle Polini çıkarcı ve şeytan kadın olarak karşımıza çıkmaktadır.
f.Yardımcı Kişiler
Mister ve Misters Ziklas: Bu iki kişilik sadece Rakım Efendi’nin iyi özelliklerini dile getirme, okuyucuya sunma, aynı zamanda Felatun Bey’in çirkinliklerini de hatırlatarak bu iki kişilik arasındaki farkın hatırda kalmasını sağlamak amacıyla romanda yer almaktadır. Aslında iyi ile çirkin olanın karşılaştırılmasının yapıldığı romanda gerçekte yazarın düşünceleri olan iyi huy ve erdemlerin savunulması çoğunlukla bu iki kişinin ağzından verilmek istenmiştir.Bu kişilerin romandaki rolleri bundan ibarettir ve yardımcı kişi olarak gözümüze çarpmaktadırlar.
Dekoratif unsur Durumundaki Kişiler ve Kavramlar
Mihriban Hanım: Roman içerisinde pek bir görevi olmamakla beraber Felatun Bey’in kardeşi olarak ara sıra hatırlanmaktadır. Mihriban Hanım alafranga hayatı seçmiş olan bir aileden gelmiş olmasına rağmen babasının ölümünden sonra Felatun Bey kendisiyle ilgilenmemiş, kendisi de orta halli biriyle evlenerek alaturka hayata mahkûm olmuştur. Bilgisiz ve narin yetiştirildiği için bu evlilikten sonra kocası tarafından bir eğitime tutulmuştur. Kişinin aslına dönmeye mecbur kalmasını göstermesi bakımından romanda önemli bir yere ve role sahiptir.
B. Tipleri Bakımından Kişiler
B.1. Toplumsal Tipler
B.1.1. Kadın Tipleri
B.1.1.a. Orta Halli ve Koruyucu Kadın Tipi
Dadı Kalfa(Fedayi): Bu romanda Fedayi koruyucu kadın tipine en iyi örnek olarak görünmektedir. Rakım Bey’in babası öldükten sonra Rakım’ın annesiyle beraber bu çocuğa annelik yapmış, annesi öldükten sonra da Rakım’a adeta can yoldaşı olmuştur. Kendi çocuğu yerine koyduğu Rakım’ın mürüvvetini görmeyi tam bir anne edasıyla istemiştir. Rakım’ın Canan’ı satın almasından sonra da Canan’ı kızı yerine koymuş ve Rakım’a karşı sergilemiş olduğu koruyuculuk görevini Canan’a da göstermiştir.Romanda almış olduğu isim de bu özelliğine uygunluk göstermektedir.
Kaynak: ForumPaylas.net [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
B.1.1.b. Düşmüş Kadın Tipi
Polini: Bu tipe birebir uymamakla beraber Polini’yi, Felatun Bey’in serveti tükenince onu terk etmesi bakımından bu bahiste yazabiliriz.Polini bir hayat kadını değildir ancak yiyici bir kadın olarak görünmektedir.Onun bu durumu ise Felatun hariç bütün Beyoğlu ahalisi tarafından bilinmektedir ve Rakım tarafından da uyarılmasına rağmen Felatun kendini bu gafletten kurtamaya bile çalışmamıştır.Bu tipin romandaki bir başka özelliği de erkeği avucunun içine almayı çok iyi beceren bir karaktere sahiptir.
B.1.2. Genç Kız Tipleri
B.1.2.a Duygulu(Onurlu) Genç Kız Tipi
Can: Bu romanda Can kendi içinde yaşadığı fırtınaları dışa vurmayan veya vuramayan, hislerini içine atarak sonunda kendi çöküşünü hazırlayan, ancak ölüm döşeğinde duygularını dışa vurabilen bir tip olarak karşımıza çıkmaktadır.Tüm bu iç fırtınalarına rağmen kalbinde başkası olduğuna inandığı Rakım’ı kendisi gibi feci bir sona mahkum etmemek için reddetmiştir.Anlaşılmaz bir şekilde hayata tekrar döndükten sonra da neredeyse kendi sonuna sebep olacak olan aşkını kalbine gömmeyi başarmıştır.
Margrit: O da kardeşi gibi duygulu bir kişiliğe sahiptir.En az Can kadar Rakım’dan etkilenmiş ve kardeşi hayattan kopmaya başladıktan sonra da onun gibi olmamak için duygularına esir olmadan onları bastırmayı başarmıştır.Fakat İstanbul’dan ayrılırken o da sırrını Rakım’a açmıştır.
B.2. Fırsatçı Tipi
Rakım Efendi: Rakım Efendi genç yaşta olmasına rağmen büyük bir olgunlukla kendi durumunu düzeltmek ve ailesi saydığı iki kişiyi daha rahat yaşatmak için eline geçen fırsatları değerlendirmeyi bilmesi bakımından fırsatçı bir kişiliğe sahiptir.
Felatun Bey: Bu kişi ise romanda fırsatçı özelliğini Rakım Efendi gibi iyiliği ve refahı için kullanmamış, tersine servetini ve şerefini azaltacak yerlerde fırsatçılığını konuşturmuştur.Hele günü birlik ilişkiler bulmakta onun üstüne yoktur.
B.3. Ruhsal Tipler
Felatun Bey: Felatın Bey’in ruhsal yapısı romanda işlenmemekle beraber aslında kendi içinde bir çelişki yaşadığı açık olarak görülmektedir.Asıl bağlı olduğu kültürel yapıyı göz ardı ederek aslında yabancı olduğu bir yaşama kendini dahil etmiş olması bakımından ruhsal ve düşünce yapısında bazı bozukluklar var diyebiliriz.
B.4. Esir Tipler
Canan: Bu romanda dönemin sosyal yapısı hakkında da bilgi alabileceğimiz bu bahiste en iyi örnek olarak Canan’ın adını verebiliriz.Rakım Efendi bu kızı satın aldıktan sonra onu sanki esir değil de evlatlık almış gibi davranmış, sonraları ise onunla evlenmeyi bile gerçekleştirmiştir.Canan da bu kaderine karşı gelmemekte, efendisine ve dadına karşı görevini layıkıyla yerine getirmektedir.
Bunun dışında gerek Ziklas ailesinin gerek Josefino’nun hizmetçileri de roman içerisinde yer yer ortaya çıkmaktadırlar.Onlar da bu kavrama dahil oldukları için bu bahiste söylenebilirler.
IV. ZAMAN
A.Sosyal Zaman
Bu romanda zaman kavramı belirtilmemiş, olayların gerçekleştiği ve kişilerin bulunduğu zaman tam olarak verilmemiş, bu kavramın okuyucunun kendisi tarafından anlaşılması sağlanmaya çalışılmış.
Felatun Bey ile Rakım Efendi adlı romanda olaylar XIX. yy.’ın sonları ve XX. yy.’ın başlarında geçtiği anlaşılmaktadır.Bu da Osmanlı Devleti’nin yıkılmaya yüz tuttuğu için aydınların devleti kurtarma çabasına düştüğü, türlü fikirlerin ortaya atıldığı yıllara denk gelmektedir.Bu dönemde Türk aydınlar Avrupa’ya gitmiş, orada gördükleri yenilikleri kendi vatanlarına getirmeye çalışmışlardır.Bu çabalar sonucunda birçok yenilik yapılmış, her alanda iyileştirmeye gidilmiştir. Ancak kültürümüzde görülen aşırı yozlaşma, dilimize giren aşırı fazla yabancı sözcük, batılılaşmayı ve gelişmeyi yanlış anlamayla gelen taklitçilik nedeniyle yenilik hareketleri amacını bulamamıştır.
Romanda da gördüğümüz alafranga kültüre özenti ve kendi benliğine giderek uzaklaşma olgusuna bakacak olursak romanda sosyal zamanın 1870 ve 1880’li yıllar olduğu anlaşılmaktadır.Aynı zamanda Rakım Efendi’nin Fransızca tercümeler yapmasına bakacak tahminimizin doğru olduğu anlaşılmaktadır.Çünkü Batıdan yapılan çeviriler ilk defa Tanzimat yıllarında yoğun ve sağlıklı olarak yapılmıştır.
B.Ferdi Zaman
Ahmet Mithat Efendi’nin bu eserinde ferdi zaman sosyal zamana göre daha belirgin bir haldedir.Roman kişilerinin yaşadığı olaylar belli bir kronolojik sıraya konmuştur, ancak yazar yer yer geriye dönerek belli bir zamandır unutulan kişiler hakkında bilgi vermiş ve o anda ne halde olduklarını okuyucuya bildirmiştir.
Yazar olayları anlatmaya geriden başlamış, ana kişilerin öz geçmişlerini ve hayatlarını okuyucuya anlatmıştır.İlk iki bölüm Felatun Bey ve Rakım Efendi’nin böylece aile hayatlarının ve geçmişlerinin anlatılmasıyla geçmiştir.Romanın asıl bölümleri ise üçüncü bölümde başlar.
Buna rağmen ikinci bölümde Rakım’ın eğitimine kendi çabasıyla dört yıl faydalı bir şekilde devam ettiği söylenmiştir.
Üçüncü bölümde Rakım İngiliz kızlara derse gitmeye başlar, aynı zamanda da Canan’a ders vermeye başlar.Bir ay sonra Canan Türkçe’yi öğrenmedeki başarısıyla İngiliz kızları geçer.Canan Rakım’ın evine geleli üç ay olmuştu ki Canan’ın iyileştiği her geçen gün daha da belli olmakta,güzelleşip serpilmeye başlamıştır.
İngiliz kızlara ders vermeye başlayalı altı ay olmuştu ki kızlar Türkçe’yi iyi öğrenmişler, okuyup yazmakla kalmamış ve düzgün cümleler kurmaya başlamışlar, dili yanlışız kullanmaya başlamışlardır.
Eserde bir ara unutulmuş olan Feletun Bey aradan geçen üç ay içerisinde Polini’nin nasıl biri olduğunu anlamış, paraların suyu çektiğini görünce aklı başına gelmiştir.Artık boş yere yapılan masraflar ona ağır gelmeye başlamıştır.Polini bu arada Felatun’u terk etmiş ve Felatun bu olayları Rakım’a anlatmıştır.
Rakım’ın Canan’ı satın almasının üzerinden bir seneden fazla süre geçmişti ki bu iki genç olayların sonunda evlendiler.
Can’ın ise iyileşmeye başlayıp da ilk olarak ayağa kalkmasının ardından iki buçuk,üç ay kadar geçmişti ki Margrit İskenderiye’den ve Can’ın yavuklusu İzmir’den ve Margrit ile evlenmesi yine bu aralık kararlaştırılan bir yeğeni de Halep’ten gelip kasım üzeri bunların evliliği yapılmıştır ve düğünde Rakım bile oynamıştır.
Bu düğünün üzerinden de altı ay geçmişti ki Canan ile Rakım’ın bir erkek çocukları oldu ve bu mutlu haberle yazar sözlerine son vermektedir.
V. MEKÂN
Geniş Mekânlar
Romanda geniş mekân fazla önem taşımamakta, ancak yaşanılan yerin büyük bir şehir olduğu hemen okuyucu tarafından anlaşılmaktadır.Romandaki geniş mekân Osmanlı’nın dışa açılan penceresi olan İstanbul gibi büyük bir şehirdir.
İstanbul Türk halkı için daima çok önemli bir merkez olmuştur. Türk milleti gerek Anadolu’ya girdikten sonra gerek Osmanlı kurulduktan sonra her zaman İstanbul’a ulaşmaya çalışmıştır.Halk yüzyıllar boyunca oradan yönetilmiş, bütün yenilikleri ilk İstanbul halkı görmüş, orası Türk milletinin adeta vitrini olmuştur.
Romanda da gördüğümüz gibi şehir hayatı çok hareketli verilmeye çalışılmış ve büyük kentlerin mozaik olma özelliği başarılı bir şekilde işlenmiştir.Romandaki İngiliz ailesine, Çerkez esire(CANAN),Rakım’ın Rum dostlarına ve Fransız Josefino’ya bakacak olursak bunu daha iyi anlayabiliriz.
Ana Mekânlar
Bu romanda ana mekânlar sınırlıdır.Romanda ana mekânın sınırlı oluşu, romanın bütününün belli birkaç farklı alanda başlayıp bitmesi , olayların sınırlı bir çevrede gelişmesinden ve kişilerin de az olmasından dolayıdır.Ancak romanın böyle olması kişiler arasındaki ilişkilerin daha açık ve daha ayrıntılı olarak verilmesine zemin hazırlamıştır.
Romanda olaylar en çok Rakım’ın evinde gerçekleşmektedir.Bunun dışında Mister Ziklas’ın evi ve Josefino’nun evi eserde yer almakta ve bazı kısımlarda önemli sayılabilecek olaylar bu mekânlarda geçmektedir.Romanda Rakım’ın evi çok ziyaret edildiği için yazar orayı tasvir etme ihtiyacı duymuştur: Ev bir katlı idi.Zemide mutfak,kiler,odunluk ve ev altı vardır.Ev üç odalı ve bir salonlu, duvarları kağıtlı ve boyalıdır.Yerlerde güzel halılar döşelidir.Bu özellikleriyle tam bir Türk evi görüntüsündedir.
Bunun dışında fazla ve gereksiz mekân tasvirlerine yer verilmemiştir.
İç Mekânlar
İç mekân romanda olayların çoğunlukla gerçekleştiği yerler olmasına rağmen kişilerin ruh hallerine fazla etki etmediği için tasvire de gerek duyulmamıştır.Bu iç mekânlarda da olaylar belli bölümlerde sınırlı kalmış, genellikle evlerin salonlarında geçmiştir.Sadece birkaç bölümde: Canan’ın bir defa Rakım’ı bir defa da Josefino’yu yatırmak için Rakım’ın odasına girilmiş, yine Rakım’ın evinde İngilizlere verilen davette diğer odalara geçilmiştir.
Dış Mekânlar
Dış mekânlar da eserde sıkça yer bulmuş,ancak bunlar hep Rakım Bey bir yerden bir yere giderken sadece adı geçen yerlerdir.Buralar Beyoğlu, Posta Sokağı, Postabaşı, Tophane, Salıpazarı gibi yerlerdir.Bu yerler devamlı Rakım’ın yol güzergahını belirtmek için anılmıştır.
Ayrıca bir de hep beraber gittikleri Kağıthane’deki kır gezintisi vardır.Bir günlerini burada geçirdikleri için yazar da bu tabiat parçasının o anki durumunu biraz okuyucuya verme ihtiyacı duymuştur.
Mekân-İnsan İlişkisi
Eserde mekânın insan üzerinde herhangi bir etkisi yoktur.Bu yüzden tasvire de çok yer verilmemiştir.Ancak evlerin genel durumunun aile yaşantısına uygunluğu bakımından bazı değerlendirmeler eser içerisinde kişilerin ağzından yapılmıştır.Örneğin Rakım’ın evi tam olarak Türk ev yaşantısına uymaktadır.Bunun yanında Felatun Bey’in babasının kendi evlerini alafranga yaşantısına göre düzenlemesi önemli bir ayrıntıdır.
Mekân-Eşya İlişkisi
Eserde mekân-eşya ilişkisi de kişilerin yaşam biçimlerine göre dikkate alınmış, yaşadığı yerler kültür farklarına göre döşenmiştir.Eşyalar da kişiler üzerinde etki bırakan unsurlar olmadığı için eşyaların ev içindeki dizilişleri, mekânla olan uyumlulukları ve eşya tasvirleri gibi konulara önem verilmemiştir.
VI. BAKIŞ AÇISI VE ANLATICI
A.Anlatıcının Konumu
Felatun Bey ile Rakım Efendi adlı romanda gözlemci anlatıcı (yazar Anlatıcı) tekniği kullanılmıştır. Bu tekniğe göre anlatıcı olaylara görgü tanığı konumundadır ve olaylara belli bir mesafede durur. Yazar gördüklerini ya nesnel olarak anlatır ya da etken bir biçimde olaylara kendi düşüncelerini de katar.
Gözlemci anlatıcı bu romanda da olduğu gibi bazen kendini açıkça belli eder, olayları keserek araya girer ve kendi fikrini söyleyerek okuyucuya kendi tercihini sorar.Diğer taraftan anlatıcı hakim bir konumdadır ve olayların öncesini sonrasını ve o anını bilir.O her zaman her yerde ve her olup biteni bilir, yeri gelince her şeyden haber verir.
Diğer yandan olaylara müdahalesi, kişileri yönlendirmesi, soru sorması ve yanlı tutumuna bakacak olursak yazar anlatma yöntemini kullanmıştır.Esere baktığımız zaman olayların geçmiş zamanda gerçekleştiği ve sonradan anlatıcı yazar tarafından okuyucuya bildirildiği görülür ki bu da anlatma tekniğinin bir özelliğidir.
B.Anlatıcının Tutumu
Ahmet Mithat Efendi’nin bu eseri romantizmin etkisinde yazılmış bir eserdir.Yazarın kendi tasarrufu eserde baya etkili bir şekilde kendini göstermektedir ve yazarın yanlı tutumu etkisiyle okuyucu yönlendirilmeye çalışılmaktadır.
Romanda iyi ile kötünün karşılaştırılması yapılmış iyinin yanında kötü olan da açık olarak gözler önüne serilmektedir.Burada yazarın düşünceleri gerçekçi bir tutumla verilmek istenmiş iyinin savunuculuğu yapılmıştır.
Felatun Bey’in yozlaşmış kişiliği ve taklitçiliği eserde yerilmiş, okuyucuya “Kendi özüne sahip çık.” denilerek Rakım Bey övülmüştür.
Yazarla Eseri Arasındaki İlişki
Eser yazarın, kalemine ne derece hakim biri olduğu konusunda bir kanıt niteliğindedir.Düşüncelerini halka ifade etmek için bir araç olarak kullandığı romanı eğitici bir unsur olarak görmüştür.
Anlatma tekniğini kullandığı bu eserinde yazar, halka sunmak istediği düşüncelerini Rakım Bey’in ağzından vermiştir.Bu duruma bakacak olursak yazar bu romanda bir nevi kendini anlatmıştır.Belki de bundan dolayı olayların geçmişini ve geleceğini bilmektedir ve hakim bir bakışla esere dahil durumdadır.
C.Anlatım Açısı
a
Yazar eserinde bir fikrin savunmasını yaptığı için kişilerden ve anlatım biçiminden ziyade olayları öne çıkarmaya çalışmıştır.Kişiler arasındaki etkileşim, kişilerin iyi ve kötü tarafları çerçevesinde doğru ve yanlış olanın değerlendirmesi, kişilerin birbirini yönlendirmesi gibi unsurlar eserde yazarın istediği şekilde kullanılmıştır.
Esere farklı kişilerin gözüyle baktığımız zaman olayları bazen dıştan içe bazen de içten dışa olarak gözlemleriz.Bu bakımdan eserin baş kahramanlarından Rakım Efendi yeri geldiğinde yönlendirici yeri geldiğinde yönlendirilen kişi olabilmektedir.
Eserde aslında içten dışa dönük anlatım fazla yer almamaktadır, ancak gerçekte yazarın düşünceleri olan Rakım’ın Felatun hakkındaki düşünceleri ve bunun tam tersi Felatun’un Rakım hakkındaki düşünceleri iç konuşmaları şeklinde verilmiştir.
Romanın kahramanlarından Felatun Bey ile Rakım Efendi aynı yaşlarda, aynı derecede eğitim görmüş yakın iki arkadaştır. Felatun Bey isminden dolayı kendini çok bilgili, kültürlü biri olarak görür çevresine de böyle görünmeye çalışır. Hararetli bir kitap toplayıcısıdır. Yeni çıkan ilmi eserlerin hepsini üzerine adının ilk harflerini yazdırmak suretiyle ciltlettirip getirterek kitaplığına koyar. Fakat o, aldığı kitapları hiçbir zaman açıp okumaz. Kendileri büyük bir devlet dairesinde çalışmakla birlikte, buraya pek uğramayıp her geçen gün değer yargılarına biraz daha yabancılaşarak güzel Fransız kadınlarıyla çıkarlara dayanan kısa ömürlü aşklar yaşarken, kötü sonunu hazırlamakta olduğunun farkında değildir.
Rakım Efendi ise tam tersi, ağırbaşlı, çalışkan, vaktini boşa harcamayan biridir. Onun ilişkileri karşılıklı çıkarlara dayanmamaktadır. Rakım Efendi de gezip eğlenmeyi, çalgılı alemleri sevmektedir ama, ona göre her şeyin bir ölçüsü vardır. Rakım Efendi, Fransızca, Arapça ve Farsça’yı anadili gibi bilmektedir. Onun bu özelliği, Asmalımescit semtinde oturan İngiliz ailenin dikkatini çeker ve evin kızlarının babası Bay Ziklas, Rakım Efendi'den, kızlarına ders vermesini ister. İngiliz kızlarına ders vermeye başlayan Rakım Efendi, bu kızlardan birinin kendisine aşık olduğunun farkında değildir. Kendisi de ev işlerine yardım etmesi için alınan güzel hizmetçisi Canan'a âşık olmuştur. Çaresiz fakat, temiz aşklar ile karşı karşıya kalan Rakım Efendi ile menfaatler üzerine kurulu ilişkiler içinde yaşayan Felatun Bey'in maceralarını okurken, bir dönemin yaşantı biçimini oluşturan değer yargılarının panoramasıyla karşılaşacaksınız.
Bu romanda A.Mithat'ın ortaya koyduğu temel karşıtlık Felatun Bey’le Rakım Efendi'nin temsil ettikleri tembellikle israf ile çalışkanlık ve tutumluluk arasındadır. A.Mithat, batılılaşmayı yanlış anlayan Felatun Bey'in karşısına doğru anlayan Rakım Efendi'yi koyarak ideal sayabileceğimiz bir Osmanlı efendisi çizer. Romanda Felatun'dan daha çok üzerinde durulan Rakım para işlerinde dikkatli,çalışarak kazanan,fakirken durumunu düzeltebilen başarılı bir adamdır.Rakım'ın biraz da A.Mithat'ın kendisi olduğu ortadadır.Bu iki adamı karşılaştırmak amacı romanın konusunu da belirler.Felatun ile Rakım'ı benzer olaylar ve durumlar içerisine yerleştirerek aralarındaki farkı belirler.
II. TEMALAR
Ferdi Tema
Eserde en çok dikkat çeken ferdi temaların başında aşk konusu gelmektedir.Rakım ile Canan arasında yaşanan saf ve temiz aşk, bu duygunun kural ve sınıf tanımadığını ortaya koyması bakımından önemlidir.Öyle ki biri kültürlü öbürü ise para karşılığı satın alınan cahil birisidir, ancak bunun yanında Canan zamanla Rakım tarafından- bir nevi yazarın isteğiyle diyebiliriz- kendisine layık bir duruma getirilince bu fark ortadan kalkmıştır.Diğer yandan İngiliz kızlarının özellikle Can’ın Rakım’a karşı beslediği karşılıksız aşk duygusu da dikkate değer bir olaydır.
Eserde şehvet duygusuna da yer verilmiştir.Josefino’nun kendinden yaşça küçük olmasına rağmen Rakım’a karşı hissettiği cinsel duygularla karışık insani sevginin romanda önemli bir yeri vardır.
Kıskançlık duygusuna da az da olsa aşk duygusu dahilinde yer verilmiştir.Bu daha çok paylaşmaya karşı duruş şeklindeki bir histir.Bu duyguyu da gerek Canan’da gerek İngiliz kızlarının her ikisinde de birbirlerine karşı kendini göstermektedir ki bu da yine Rakım’a karşıdır.
Ayrıca acıma duygusu da güçlü bir şekilde hissettirilmiştir.Rakım Can’ın kendisine karşı beslediği tek taraflı aşk yüzünden düştüğü amansız hastalık nedeniyle her geçen gün daha da erimesini görünce ona çok acımaktadır.Ancak bu hastalığın sebebinin kendisi olduğunu öğrenince, üzüntüsü ve acıma duygusu onda adeta ıstırap haline gelmiştir.
Sosyal Tema
Eserde sosyal tema ferdi temaya göre daha arka planda kalmıştır.Aslında yazar ağırlıklı olarak tek bir sosyal temayı işlediği için eserin bütününden bu konuyu çıkarmak pek kolay değildir.Bu konu ise “Batılılaşma” konusu ve batılılaşma karşısında bizim toplumumuzun ve kültürümüzün nasıl etkilendiği meselesidir.Eserde Rakım Efendi ve Felatun Bey, iki örnek tip ele alınarak batılılaşmayı nasıl anladığımız masaya konmaya çalışılmıştır.Batılılaşma ve çağdaşlaşma yolunda Avrupa’dan yalnız bilim ve teknik yönünden faydalanmamız gerektiği gerçeği okuyucuya verilmek istenmiş.Bunun dışında kalan yaşam biçimi, milli zevklerimiz, milli kültürümüz asırların birikimiyle zaten bizde en özgün biçimde mevcuttur düşüncesi dile getirilmiştir.
Eserde bunun yanında o zamanların amansız hastalığı olan “Verem” konusu da işlenmiştir.Bu hastalık o zaman için tedavisi olmayan ve kurtuluşu zor olan bir hastalık olduğu için halk arasında korku duyulan bir durumdur.
III. KİŞİLER
A.Fonksiyonları Bakımından Kişiler
a.Birinci Derecedeki Kişiler
Rakım Efendi: İki zıt tipin karşılaştırılması şeklinde oluşturulan bu romanda en çok konu edilen kişi Rakım Efendi ağırbaşlı, çalışkan, vaktini boşa harcamayan biridir. Onun ilişkileri karşılıklı çıkarlara dayanmamaktadır. Rakım Efendi, Fransızca, Arapça ve Farsça’yı anadili gibi bilmektedir. Bu özellikleriyle Rakım Efendi kültürlü, bilgili, çağdaş ve batılılaşmayı doğru anlayan bir tip olarak göze çarpmaktadır. Aynı zamanda o,ahlaklı ve iyi huy olarak gördüğümüz tüm davranışları üzerinde toplamıştır ki bu yönüyle tam bir Osmanlı beyefendisi özelliği göstermektedir.
Rakım Efendi saydığımız özellikleriyle adeta okuyucunun zihninde bir melek olduğu düşüncesini uyandırmıştır. Ancak yazar bu durumda romana müdahale ederek Rakım Efendi’nin sonuçta bir insan olduğu gerçeğini okuyucuya göstermektedir. Bunu da roman içerisinde gerek Josefino ile girdiği gizli, ancak pek de fena sayılmayacak ilişkiden gerek ev içinde Canan ile girdiği ilişkiden gerekse de çok nadir de olsa Felatun Bey hakkında zihninden geçirdiği haklı ve olumsuz düşüncelerden yararlanarak okuyucuya göstermektedir.
Felatun Bey: Romandaki zıt kişiliklerden olumsuz tarafı temsil eden Felatun Bey isminden dolayı kendini çok bilgili, kültürlü biri olarak görür çevresine de böyle görünmeye çalışır. Kendileri her geçen gün değer yargılarına biraz daha yabancılaşarak güzel Fransız kadınlarıyla çıkarlara dayanan kısa ömürlü aşklar yaşarken, kötü sonunu hazırlamakta olduğunun farkında değildir.
Yazar bu tip sayesinde okuyucuya yapmaması gereken davranışları açık bir şekilde söylemekte ve okuyucunun Rakım Efendi ile bu tip arasında bir seçim yapmasını istemektedir, ancak Felatun Bey’in çirkin taraflarını göstererek seçimi okuyucuya bırakmıştır. Ayrıca zamanın genel düşünce yapısı Felatun Bey üzerinde toplanarak taklitçiliğin etkisiyle kişinin yozlaşması okuyucuya çok çarpıcı bir şekilde verilmiştir.
b.Hasım veya Karşı Gücü Temsil Eden Kişiler
Romanda varlığını açık olarak hissettiğimiz düşman veya karşı gücü temsil eden bir tip bulunmamaktadır, ancak bu bahiste Rakım Efendi’nin tam zıttı davranışlar sergilemesi bakımından Felatun Bey’i zikredebiliriz.
c.Arzu Edilen ve Korku duyulan Kişiler ya da Kavramlar
Burada Canan’ın adını verebiliriz. Rakım Efendi Canan’ı satın aldığı ilk sıralarda bu kızın sağlıksız ve bakımsız durumda olması sebebiyle Canan’a herhangi bir ilgi duymamıştır, fakat Canan’daki zarifliği ve güzelliği daha ilk bakışında fark etmiştir. Dadı Kalfa’nın iyi bakıcılığı ve Rakım’ın da çok yakın olarak ilgilenmesi sonucunda adeta Canan’ın içindeki cevher ortaya çıkmıştır. İleride yönlendirici kişiler bahsinde sayacağımız Josefino’nun etkisi yardımıyla da Rakım bu çekiciliğe daha fazla karşı koyamamıştır.Bunun yanında Dadı Kalfa da Canan’ı etkilemekte ve ona Rakım’ı nasıl etkileyeceği konusunda taktikler vermektedir.Gerek Dadı Kalfa gerek Josefino mükemmel kişiliklere sahip olan bu iki çocuğun birbirine çok yakışacağını düşünmekte ve her ikisi de bu çocukları etkilemek ve birbirine kavuşturmak için başarılı olana kadar büyük çaba harcamışlardır.
d.Yönlendirici Kişiler
Josefino: Bu kişi roman içerisinde büyük bir etkiye sahip olması sebebiyle önemli bir yere sahiptir. Bir arkadaş toplantısında Rakım’la tanışan Josefino Rakım’la daha yakın bir ilişki kurmak için özel bir çaba harcamış, Canan’a ders vermeyi sadece Rakım’ın dostluğu karşısında kabul etmiş, kısa süre sonra Beyoğlu’ndaki kendi evinde Rakım’la bir muhabbet içerisine isteyerek girmiştir ve böylece kendi egosunu tatmin etmiştir. Belki bu tatminlikten dolayıdır ki yaşça küçük olmasına rağmen çok beğendiği Rakım’ı en az Rakım kadar sevdiği Canan’a daha layık gördüğünü söylemiştir.Bu yolla Canan’la Rakım’ın mutluluğuna büyük katkıda bulunmuştur.
Dadı Kalfa(Fedayi):Yönlendirici özelliği Canan üzerinde ağır basan Fedayi eve ilk geldiği sıralarda toy ve eğitimsiz olan Canan’ın yetişip serpilmesinde büyük etki yapmış, Rakım’ın gözü önünde Canan’ın yeniden doğmasını sağlamıştır. Bunu yaparken de bu iki çocuğu birbirine çok yakıştırdığı için kızın içine Rakım’a karşı aşk tohumunu kendisi serpmiştir. Bu kişinin evde yapılması gereken bazı işlerin ve halledilmesi gereken eksiklerin tamamlanması için Rakım’ı uyarması bakımından da bir yönlendirici tarafı bulunmaktadır.
Doktor Z: Doktor İngiliz kızın Rakım’a karşı duyduğu derin aşk sebebiyle ince hastalığa düştüğü sırada romana girmiştir. Yaptığı ilginç muayene sonunda teşhisi koymuş ve kızın dermanının da Rakım Efendi’de bulunduğunu belirtmiştir. Burada Mister Ziklas’ı kızla Rakım’ın evlenmesi gerektiğine inandırması bakımından yönlendirici bir kimliğe sahiptir.
e.Alıcı Kişiler
Can: Bu romanda alıcı kişi olarak en başta Can’ı sayabiliriz. Rakım bu İngiliz kızlara ders vermeye başladıktan ilk zamanlardan beri her ikisini de büyük ölçüde etkilemiştir, ancak bunun farkında değildir. Gerek düzgün bir fizik ve yüz yapısına gerek iyi huy ve ahlaka sahip olması bakımından kızlara kendisini sevdirmiştir.Öyle ki, Can aradan geçen yaklaşık bir sene sonra devasız bir derde tutulmuş,günden güne erimeye başlamıştır.Tabii ki Rakım’ın bu durumdan haberi ancak bu anda oluyor.Ancak anlaşılmaz bir şekilde Can yakalandığı bu amansız hastalıktan kurtuluyor ve tekrar hayata dönüyor.Bu olayda Can’ın rolüne bakacak olursak Can kendi kendini böyle bir derde düşürüyor ve sonunda da akıl almaz zararlar görüyor.
Margrit: İngiliz kızlardan Margrit kardeşi Can kadar etkilenmese de roman içinde Rakım’dan o da etkilenmiş ve hayatından eskisi kadar zevk almamaya başlamıştır. Zira Margrit de babası tarafından bu olaylarda daha fazla zarar görmemesi için İstanbul’dan başka bir yere gönderilmiştir. Kısaca Margrit için de Rakım’la yakınlaşması sonucu onun da olumsuz yönde etkilenen kişilerden olduğunu söyleyebiliriz.
Polini: Bu kişilik romanda para ve zevk düşkünü olan ve varlıklı erkekleri sömüren bir özellikte verilmiştir. Bu kadın alafranga kültürünün tipik bir örneği olarak görünmekle beraber hafiften de meşrep biridir. Roman içerisinde Felatun’a kumar gibi kötü bir alışkanlık karşısında destek olmakta onu teşvik etmektedir.Gece alemlerinde,kumar masalarında Felatun’un serveti tükenince Polini Felatun’u terk etmiş,ancak Rakım’ın tüm uyarılarına rağmen Felatun bu olaydan sonra durumu anlayabilmiştir.Bu özellikleriyle Polini çıkarcı ve şeytan kadın olarak karşımıza çıkmaktadır.
f.Yardımcı Kişiler
Mister ve Misters Ziklas: Bu iki kişilik sadece Rakım Efendi’nin iyi özelliklerini dile getirme, okuyucuya sunma, aynı zamanda Felatun Bey’in çirkinliklerini de hatırlatarak bu iki kişilik arasındaki farkın hatırda kalmasını sağlamak amacıyla romanda yer almaktadır. Aslında iyi ile çirkin olanın karşılaştırılmasının yapıldığı romanda gerçekte yazarın düşünceleri olan iyi huy ve erdemlerin savunulması çoğunlukla bu iki kişinin ağzından verilmek istenmiştir.Bu kişilerin romandaki rolleri bundan ibarettir ve yardımcı kişi olarak gözümüze çarpmaktadırlar.
Dekoratif unsur Durumundaki Kişiler ve Kavramlar
Mihriban Hanım: Roman içerisinde pek bir görevi olmamakla beraber Felatun Bey’in kardeşi olarak ara sıra hatırlanmaktadır. Mihriban Hanım alafranga hayatı seçmiş olan bir aileden gelmiş olmasına rağmen babasının ölümünden sonra Felatun Bey kendisiyle ilgilenmemiş, kendisi de orta halli biriyle evlenerek alaturka hayata mahkûm olmuştur. Bilgisiz ve narin yetiştirildiği için bu evlilikten sonra kocası tarafından bir eğitime tutulmuştur. Kişinin aslına dönmeye mecbur kalmasını göstermesi bakımından romanda önemli bir yere ve role sahiptir.
B. Tipleri Bakımından Kişiler
B.1. Toplumsal Tipler
B.1.1. Kadın Tipleri
B.1.1.a. Orta Halli ve Koruyucu Kadın Tipi
Dadı Kalfa(Fedayi): Bu romanda Fedayi koruyucu kadın tipine en iyi örnek olarak görünmektedir. Rakım Bey’in babası öldükten sonra Rakım’ın annesiyle beraber bu çocuğa annelik yapmış, annesi öldükten sonra da Rakım’a adeta can yoldaşı olmuştur. Kendi çocuğu yerine koyduğu Rakım’ın mürüvvetini görmeyi tam bir anne edasıyla istemiştir. Rakım’ın Canan’ı satın almasından sonra da Canan’ı kızı yerine koymuş ve Rakım’a karşı sergilemiş olduğu koruyuculuk görevini Canan’a da göstermiştir.Romanda almış olduğu isim de bu özelliğine uygunluk göstermektedir.
Kaynak: ForumPaylas.net [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
B.1.1.b. Düşmüş Kadın Tipi
Polini: Bu tipe birebir uymamakla beraber Polini’yi, Felatun Bey’in serveti tükenince onu terk etmesi bakımından bu bahiste yazabiliriz.Polini bir hayat kadını değildir ancak yiyici bir kadın olarak görünmektedir.Onun bu durumu ise Felatun hariç bütün Beyoğlu ahalisi tarafından bilinmektedir ve Rakım tarafından da uyarılmasına rağmen Felatun kendini bu gafletten kurtamaya bile çalışmamıştır.Bu tipin romandaki bir başka özelliği de erkeği avucunun içine almayı çok iyi beceren bir karaktere sahiptir.
B.1.2. Genç Kız Tipleri
B.1.2.a Duygulu(Onurlu) Genç Kız Tipi
Can: Bu romanda Can kendi içinde yaşadığı fırtınaları dışa vurmayan veya vuramayan, hislerini içine atarak sonunda kendi çöküşünü hazırlayan, ancak ölüm döşeğinde duygularını dışa vurabilen bir tip olarak karşımıza çıkmaktadır.Tüm bu iç fırtınalarına rağmen kalbinde başkası olduğuna inandığı Rakım’ı kendisi gibi feci bir sona mahkum etmemek için reddetmiştir.Anlaşılmaz bir şekilde hayata tekrar döndükten sonra da neredeyse kendi sonuna sebep olacak olan aşkını kalbine gömmeyi başarmıştır.
Margrit: O da kardeşi gibi duygulu bir kişiliğe sahiptir.En az Can kadar Rakım’dan etkilenmiş ve kardeşi hayattan kopmaya başladıktan sonra da onun gibi olmamak için duygularına esir olmadan onları bastırmayı başarmıştır.Fakat İstanbul’dan ayrılırken o da sırrını Rakım’a açmıştır.
B.2. Fırsatçı Tipi
Rakım Efendi: Rakım Efendi genç yaşta olmasına rağmen büyük bir olgunlukla kendi durumunu düzeltmek ve ailesi saydığı iki kişiyi daha rahat yaşatmak için eline geçen fırsatları değerlendirmeyi bilmesi bakımından fırsatçı bir kişiliğe sahiptir.
Felatun Bey: Bu kişi ise romanda fırsatçı özelliğini Rakım Efendi gibi iyiliği ve refahı için kullanmamış, tersine servetini ve şerefini azaltacak yerlerde fırsatçılığını konuşturmuştur.Hele günü birlik ilişkiler bulmakta onun üstüne yoktur.
B.3. Ruhsal Tipler
Felatun Bey: Felatın Bey’in ruhsal yapısı romanda işlenmemekle beraber aslında kendi içinde bir çelişki yaşadığı açık olarak görülmektedir.Asıl bağlı olduğu kültürel yapıyı göz ardı ederek aslında yabancı olduğu bir yaşama kendini dahil etmiş olması bakımından ruhsal ve düşünce yapısında bazı bozukluklar var diyebiliriz.
B.4. Esir Tipler
Canan: Bu romanda dönemin sosyal yapısı hakkında da bilgi alabileceğimiz bu bahiste en iyi örnek olarak Canan’ın adını verebiliriz.Rakım Efendi bu kızı satın aldıktan sonra onu sanki esir değil de evlatlık almış gibi davranmış, sonraları ise onunla evlenmeyi bile gerçekleştirmiştir.Canan da bu kaderine karşı gelmemekte, efendisine ve dadına karşı görevini layıkıyla yerine getirmektedir.
Bunun dışında gerek Ziklas ailesinin gerek Josefino’nun hizmetçileri de roman içerisinde yer yer ortaya çıkmaktadırlar.Onlar da bu kavrama dahil oldukları için bu bahiste söylenebilirler.
IV. ZAMAN
A.Sosyal Zaman
Bu romanda zaman kavramı belirtilmemiş, olayların gerçekleştiği ve kişilerin bulunduğu zaman tam olarak verilmemiş, bu kavramın okuyucunun kendisi tarafından anlaşılması sağlanmaya çalışılmış.
Felatun Bey ile Rakım Efendi adlı romanda olaylar XIX. yy.’ın sonları ve XX. yy.’ın başlarında geçtiği anlaşılmaktadır.Bu da Osmanlı Devleti’nin yıkılmaya yüz tuttuğu için aydınların devleti kurtarma çabasına düştüğü, türlü fikirlerin ortaya atıldığı yıllara denk gelmektedir.Bu dönemde Türk aydınlar Avrupa’ya gitmiş, orada gördükleri yenilikleri kendi vatanlarına getirmeye çalışmışlardır.Bu çabalar sonucunda birçok yenilik yapılmış, her alanda iyileştirmeye gidilmiştir. Ancak kültürümüzde görülen aşırı yozlaşma, dilimize giren aşırı fazla yabancı sözcük, batılılaşmayı ve gelişmeyi yanlış anlamayla gelen taklitçilik nedeniyle yenilik hareketleri amacını bulamamıştır.
Romanda da gördüğümüz alafranga kültüre özenti ve kendi benliğine giderek uzaklaşma olgusuna bakacak olursak romanda sosyal zamanın 1870 ve 1880’li yıllar olduğu anlaşılmaktadır.Aynı zamanda Rakım Efendi’nin Fransızca tercümeler yapmasına bakacak tahminimizin doğru olduğu anlaşılmaktadır.Çünkü Batıdan yapılan çeviriler ilk defa Tanzimat yıllarında yoğun ve sağlıklı olarak yapılmıştır.
B.Ferdi Zaman
Ahmet Mithat Efendi’nin bu eserinde ferdi zaman sosyal zamana göre daha belirgin bir haldedir.Roman kişilerinin yaşadığı olaylar belli bir kronolojik sıraya konmuştur, ancak yazar yer yer geriye dönerek belli bir zamandır unutulan kişiler hakkında bilgi vermiş ve o anda ne halde olduklarını okuyucuya bildirmiştir.
Yazar olayları anlatmaya geriden başlamış, ana kişilerin öz geçmişlerini ve hayatlarını okuyucuya anlatmıştır.İlk iki bölüm Felatun Bey ve Rakım Efendi’nin böylece aile hayatlarının ve geçmişlerinin anlatılmasıyla geçmiştir.Romanın asıl bölümleri ise üçüncü bölümde başlar.
Buna rağmen ikinci bölümde Rakım’ın eğitimine kendi çabasıyla dört yıl faydalı bir şekilde devam ettiği söylenmiştir.
Üçüncü bölümde Rakım İngiliz kızlara derse gitmeye başlar, aynı zamanda da Canan’a ders vermeye başlar.Bir ay sonra Canan Türkçe’yi öğrenmedeki başarısıyla İngiliz kızları geçer.Canan Rakım’ın evine geleli üç ay olmuştu ki Canan’ın iyileştiği her geçen gün daha da belli olmakta,güzelleşip serpilmeye başlamıştır.
İngiliz kızlara ders vermeye başlayalı altı ay olmuştu ki kızlar Türkçe’yi iyi öğrenmişler, okuyup yazmakla kalmamış ve düzgün cümleler kurmaya başlamışlar, dili yanlışız kullanmaya başlamışlardır.
Eserde bir ara unutulmuş olan Feletun Bey aradan geçen üç ay içerisinde Polini’nin nasıl biri olduğunu anlamış, paraların suyu çektiğini görünce aklı başına gelmiştir.Artık boş yere yapılan masraflar ona ağır gelmeye başlamıştır.Polini bu arada Felatun’u terk etmiş ve Felatun bu olayları Rakım’a anlatmıştır.
Rakım’ın Canan’ı satın almasının üzerinden bir seneden fazla süre geçmişti ki bu iki genç olayların sonunda evlendiler.
Can’ın ise iyileşmeye başlayıp da ilk olarak ayağa kalkmasının ardından iki buçuk,üç ay kadar geçmişti ki Margrit İskenderiye’den ve Can’ın yavuklusu İzmir’den ve Margrit ile evlenmesi yine bu aralık kararlaştırılan bir yeğeni de Halep’ten gelip kasım üzeri bunların evliliği yapılmıştır ve düğünde Rakım bile oynamıştır.
Bu düğünün üzerinden de altı ay geçmişti ki Canan ile Rakım’ın bir erkek çocukları oldu ve bu mutlu haberle yazar sözlerine son vermektedir.
V. MEKÂN
Geniş Mekânlar
Romanda geniş mekân fazla önem taşımamakta, ancak yaşanılan yerin büyük bir şehir olduğu hemen okuyucu tarafından anlaşılmaktadır.Romandaki geniş mekân Osmanlı’nın dışa açılan penceresi olan İstanbul gibi büyük bir şehirdir.
İstanbul Türk halkı için daima çok önemli bir merkez olmuştur. Türk milleti gerek Anadolu’ya girdikten sonra gerek Osmanlı kurulduktan sonra her zaman İstanbul’a ulaşmaya çalışmıştır.Halk yüzyıllar boyunca oradan yönetilmiş, bütün yenilikleri ilk İstanbul halkı görmüş, orası Türk milletinin adeta vitrini olmuştur.
Romanda da gördüğümüz gibi şehir hayatı çok hareketli verilmeye çalışılmış ve büyük kentlerin mozaik olma özelliği başarılı bir şekilde işlenmiştir.Romandaki İngiliz ailesine, Çerkez esire(CANAN),Rakım’ın Rum dostlarına ve Fransız Josefino’ya bakacak olursak bunu daha iyi anlayabiliriz.
Ana Mekânlar
Bu romanda ana mekânlar sınırlıdır.Romanda ana mekânın sınırlı oluşu, romanın bütününün belli birkaç farklı alanda başlayıp bitmesi , olayların sınırlı bir çevrede gelişmesinden ve kişilerin de az olmasından dolayıdır.Ancak romanın böyle olması kişiler arasındaki ilişkilerin daha açık ve daha ayrıntılı olarak verilmesine zemin hazırlamıştır.
Romanda olaylar en çok Rakım’ın evinde gerçekleşmektedir.Bunun dışında Mister Ziklas’ın evi ve Josefino’nun evi eserde yer almakta ve bazı kısımlarda önemli sayılabilecek olaylar bu mekânlarda geçmektedir.Romanda Rakım’ın evi çok ziyaret edildiği için yazar orayı tasvir etme ihtiyacı duymuştur: Ev bir katlı idi.Zemide mutfak,kiler,odunluk ve ev altı vardır.Ev üç odalı ve bir salonlu, duvarları kağıtlı ve boyalıdır.Yerlerde güzel halılar döşelidir.Bu özellikleriyle tam bir Türk evi görüntüsündedir.
Bunun dışında fazla ve gereksiz mekân tasvirlerine yer verilmemiştir.
İç Mekânlar
İç mekân romanda olayların çoğunlukla gerçekleştiği yerler olmasına rağmen kişilerin ruh hallerine fazla etki etmediği için tasvire de gerek duyulmamıştır.Bu iç mekânlarda da olaylar belli bölümlerde sınırlı kalmış, genellikle evlerin salonlarında geçmiştir.Sadece birkaç bölümde: Canan’ın bir defa Rakım’ı bir defa da Josefino’yu yatırmak için Rakım’ın odasına girilmiş, yine Rakım’ın evinde İngilizlere verilen davette diğer odalara geçilmiştir.
Dış Mekânlar
Dış mekânlar da eserde sıkça yer bulmuş,ancak bunlar hep Rakım Bey bir yerden bir yere giderken sadece adı geçen yerlerdir.Buralar Beyoğlu, Posta Sokağı, Postabaşı, Tophane, Salıpazarı gibi yerlerdir.Bu yerler devamlı Rakım’ın yol güzergahını belirtmek için anılmıştır.
Ayrıca bir de hep beraber gittikleri Kağıthane’deki kır gezintisi vardır.Bir günlerini burada geçirdikleri için yazar da bu tabiat parçasının o anki durumunu biraz okuyucuya verme ihtiyacı duymuştur.
Mekân-İnsan İlişkisi
Eserde mekânın insan üzerinde herhangi bir etkisi yoktur.Bu yüzden tasvire de çok yer verilmemiştir.Ancak evlerin genel durumunun aile yaşantısına uygunluğu bakımından bazı değerlendirmeler eser içerisinde kişilerin ağzından yapılmıştır.Örneğin Rakım’ın evi tam olarak Türk ev yaşantısına uymaktadır.Bunun yanında Felatun Bey’in babasının kendi evlerini alafranga yaşantısına göre düzenlemesi önemli bir ayrıntıdır.
Mekân-Eşya İlişkisi
Eserde mekân-eşya ilişkisi de kişilerin yaşam biçimlerine göre dikkate alınmış, yaşadığı yerler kültür farklarına göre döşenmiştir.Eşyalar da kişiler üzerinde etki bırakan unsurlar olmadığı için eşyaların ev içindeki dizilişleri, mekânla olan uyumlulukları ve eşya tasvirleri gibi konulara önem verilmemiştir.
VI. BAKIŞ AÇISI VE ANLATICI
A.Anlatıcının Konumu
Felatun Bey ile Rakım Efendi adlı romanda gözlemci anlatıcı (yazar Anlatıcı) tekniği kullanılmıştır. Bu tekniğe göre anlatıcı olaylara görgü tanığı konumundadır ve olaylara belli bir mesafede durur. Yazar gördüklerini ya nesnel olarak anlatır ya da etken bir biçimde olaylara kendi düşüncelerini de katar.
Gözlemci anlatıcı bu romanda da olduğu gibi bazen kendini açıkça belli eder, olayları keserek araya girer ve kendi fikrini söyleyerek okuyucuya kendi tercihini sorar.Diğer taraftan anlatıcı hakim bir konumdadır ve olayların öncesini sonrasını ve o anını bilir.O her zaman her yerde ve her olup biteni bilir, yeri gelince her şeyden haber verir.
Diğer yandan olaylara müdahalesi, kişileri yönlendirmesi, soru sorması ve yanlı tutumuna bakacak olursak yazar anlatma yöntemini kullanmıştır.Esere baktığımız zaman olayların geçmiş zamanda gerçekleştiği ve sonradan anlatıcı yazar tarafından okuyucuya bildirildiği görülür ki bu da anlatma tekniğinin bir özelliğidir.
B.Anlatıcının Tutumu
Ahmet Mithat Efendi’nin bu eseri romantizmin etkisinde yazılmış bir eserdir.Yazarın kendi tasarrufu eserde baya etkili bir şekilde kendini göstermektedir ve yazarın yanlı tutumu etkisiyle okuyucu yönlendirilmeye çalışılmaktadır.
Romanda iyi ile kötünün karşılaştırılması yapılmış iyinin yanında kötü olan da açık olarak gözler önüne serilmektedir.Burada yazarın düşünceleri gerçekçi bir tutumla verilmek istenmiş iyinin savunuculuğu yapılmıştır.
Felatun Bey’in yozlaşmış kişiliği ve taklitçiliği eserde yerilmiş, okuyucuya “Kendi özüne sahip çık.” denilerek Rakım Bey övülmüştür.
Yazarla Eseri Arasındaki İlişki
Eser yazarın, kalemine ne derece hakim biri olduğu konusunda bir kanıt niteliğindedir.Düşüncelerini halka ifade etmek için bir araç olarak kullandığı romanı eğitici bir unsur olarak görmüştür.
Anlatma tekniğini kullandığı bu eserinde yazar, halka sunmak istediği düşüncelerini Rakım Bey’in ağzından vermiştir.Bu duruma bakacak olursak yazar bu romanda bir nevi kendini anlatmıştır.Belki de bundan dolayı olayların geçmişini ve geleceğini bilmektedir ve hakim bir bakışla esere dahil durumdadır.
C.Anlatım Açısı
a
Yazar eserinde bir fikrin savunmasını yaptığı için kişilerden ve anlatım biçiminden ziyade olayları öne çıkarmaya çalışmıştır.Kişiler arasındaki etkileşim, kişilerin iyi ve kötü tarafları çerçevesinde doğru ve yanlış olanın değerlendirmesi, kişilerin birbirini yönlendirmesi gibi unsurlar eserde yazarın istediği şekilde kullanılmıştır.
Esere farklı kişilerin gözüyle baktığımız zaman olayları bazen dıştan içe bazen de içten dışa olarak gözlemleriz.Bu bakımdan eserin baş kahramanlarından Rakım Efendi yeri geldiğinde yönlendirici yeri geldiğinde yönlendirilen kişi olabilmektedir.
Eserde aslında içten dışa dönük anlatım fazla yer almamaktadır, ancak gerçekte yazarın düşünceleri olan Rakım’ın Felatun hakkındaki düşünceleri ve bunun tam tersi Felatun’un Rakım hakkındaki düşünceleri iç konuşmaları şeklinde verilmiştir.
Terkib-i Bent ve özellikleri
Zaman:
Pazartesi, Aralık 20, 2010
Kategori
yazmıştır
0
yorum
Bentlerle kurulan uzun bir nazım biçimidir. Yaşamdan, talihten şikayet; felsefi düşünceler, dini, tasavvufi konular ve toplumsal yergilerin işlendiği şiirlerdir. En az beş en fazla on bentten oluşur. Her bent de beş ila 10 beyitten oluşur. Bentlerin kafiye düzeni gazele benzer. Her bendin (terkib-hane, kıta) sonunda vasıta beyti denen bir beyit vardır. Her bendin sonunda farklı vasıta beyitleri kullanılır. Bunlar bentlerden ayrı olarak kendi aralarında uyaklanır. Bentlerin kafiyelenişi gazeldeki gibidir. aa xa xa xa xa xa bb cc xc xc xc xc xc dd … (aa aa aa aa aa aa bb cc cc cc cc cc cc dd) Edebiyatımızda Bağdatlı Ruhi ve Ziya Paşa bu türün iki önemli şairidir. ikisi de toplumsal konularda yazmıştır.
Terkib-i Bent Özellikleri
1. Terkib-i bend bentlerden oluşmuş bir nazım şeklidir.
2. Her bent 5 ile 10 arasında beyitten oluşur.
3. Bentlerin sayısı 5 ile 12 arasındadır.
4. Bentlerin kafiye düzeni gazeldeki gibidir.
5. Her bentin sonunda “vasıta beyti” adı verilen bir beyit bulunur. Vasıta beyti her hanenin sonunda değişir. Eğer değişmiyorsa terci-i bend olur.
2. Her bent 5 ile 10 arasında beyitten oluşur.
3. Bentlerin sayısı 5 ile 12 arasındadır.
4. Bentlerin kafiye düzeni gazeldeki gibidir.
5. Her bentin sonunda “vasıta beyti” adı verilen bir beyit bulunur. Vasıta beyti her hanenin sonunda değişir. Eğer değişmiyorsa terci-i bend olur.
I. Bend: aa ba ca da ea … vv
II. Bend: bb cb db eb fb … yy
II. Bend: bb cb db eb fb … yy
6. Hemen her türlü konunun ele alınabildiği terkibi bend edebiyatımızda çok kullanılmıştır. 7.özellikle Naat, mehdiye, hicviye vb. Nazım türleri, sosyal konular, din, tasavvuf ve felsefe konuları, terkib-i bend nazım şekli ile rahatlıkla anlatılmıştır. Ancak terkib-i bendin başlıca konusu mersiyedir.(Bâkî’nin Kanunî Mersiyesi, Şeyh Gâlib’in Esrâr Dede Mersiyesi)
7. Aruzla yazılır.
8. En önemli terkib-i bend üstadı Bağdatlı Ruhi’dir. Tanzimat şairi Ziya Paşa da önemli bir isimdir.
8. En önemli terkib-i bend üstadı Bağdatlı Ruhi’dir. Tanzimat şairi Ziya Paşa da önemli bir isimdir.
Terkib-i Bend 10 (Ziya Paşa)
İkbâl için ahbâbı siâyet yeni çıktıBilmez idik evvel bu dirâyet yeni çıktı
(Yükselmek, iyi bir mevkiye gelmek için dostlarını çekiştirmek yeni çıktı, önceleri bu beceriksizliği bilmezdik, bu da yeni çıktı)
Sirkat çoğalıp lâfz-ı sadâkat modalandı
Nâmus tamam oldu hamiyyet yeni çıktı
(Hırsızlık çoğalıp sadakat sözü moda haline geldi, namusu bitirdik, hamiyet yeni çıktı)
Düşmanlara ahbâbını zemm oldu zerafet
Dildardan ağyâra şikâyet yeni çıktı
(Düşmanlara dostları yermek bir incelik oldu; başkalarına gönül dostlarından şikayet yeni çıktı)
Sâdıkları tahkîr ile red kaide oldu
Hırsızlara ikram ü inayet yeni çıktı
(Sâdık kişileri aşağılama, reddetme benimsenir oldu; hırsızlara ikram ve yardım yeni çıktı)
Hak söyleyen evvel dahi menfûr idi gerçi
Hainlere amma ki riayet yeni çıktı
(Her ne kadar doğruyu söyleyenler de önceleri nefretle karşılanmışsa da ancak hainlere uyma yeni çıktı)
Evrak ile ilân olunur cümle nizâmât
Elfâz ile terfîh-i ra'iyyet yeni çıktı
(Bütün düzenlemeler bazı kâğıtlar ile ilan olunur, söz ile halkın refaha eriştirilmesi ise yeni çıktı)
Âciz olanın ketm olunur hakk-ı sarîhi
Mahmîleri her yerde himâyet yeni çıktı
(Güçsüz olanın en belirgin hakkı saklı tutulur, himaye görenleri her yerde korumak yeni çıktı)
İsnâd-ı ta'assub olunur merd-i gayûra
Dinsizlere tevcîh-i reviyyet yeni çıktı
(Gayretli kişiler taassubla suçlanırken dinsizlere özgü derin düşünce yeni çıktı)
İslam imiş devlete pâ-bend-i terakki
Evvel yoğ idi işbu rivâyet yeni çıktı
(Devletin yükselmesine engel olan İslamiyet imiş, önceleri yoktu, bu rivayet yeni çıktı)
Milliyyeti nisyan ederek her işimizde
Efkâr-ı Firenge tebaiyyet yeni çıktı
(Her işimizde millî benliğimizi unutarak Batı düşüncesine körü körüne bağlılık yeni çıktı)
Eyvah bu bâzîçede bizler yine yandık
Zîra ki ziyan ortada bilmem ne kazandık
(Eyvah bu oyunda bizler yine yandık, çünkü zarar ortada bu konuda bilmem biz ne kazandık). Ziya Paşa
Terkib-i Bend / Bağdatlı Ruhi
1. bentSanman bizi kim şîre-i engûr ile mestiz
Biz ehli harâbâtdanız mest-i Elest'iz
Ter-dâmen olanlar bizi âlûde sanır lîk
Bizi mâil-i bûs-ı leb-i câm ü kef-i destiz
Sadrın gözedüp neyliyelim bezm-i cihânın
Pây-ı hum-ı meydir yerimiz bâde-perestiz
Mâil değiliz kimsenin âzârına ammâ
Hâtır-şirken-i zâhid-i peymane-şikestiz
Erbâb-ı garaz bizden irâğ olduğu yeğdir
Düşmez yere zîrâ okumuz sâhib-i şastız
Bu âlem-i fânîde ne mîr ü ne gedâyız
Âlâlara âlâlanırız pest ile pestiz
Hem-kâse-i erbâb-ı diliz arbedemiz yok
Meyhânedeyiz gerçi velî aşk ile mestiz
Biz mest-i mey-i meygede-i âlem-i cânız
Ser-halka-i cem'iyyet-i peymâne-keşânız
6. bent
Vardım seher-i taât içün mescide nagâh
Gördüm oturu halka olup bir nica gümrâh
Girmiş kimisi vahdete almış ele tesbih
Her birisinün vir-i zebânı çil ü pencâh
Didüm ne sayarsız ne alırsuz ne satarsız
K’asla dilinüzde ne nebi var ne hod Allah
Didi biri kim şehrimizün hâkim-i vakti
Hayretmek için halka gelür mescide her gâh
İhsânı ya pencâh u ya çildür fukarâya
Sabreyle ki demdür gele ol mir-i felek-câh
Geldiklerini mescide bildüm ne içündür
Yüz döndürüb andan dedüm ey kavm olun âgâh
Sizden kim ırağ oldı ise Hakk’a yakındur
Zira ki dalâlet yoludur tuttuğunuz râh
Tahkik bu kim hep işimiz zerk ü riyâdır
Taklide siz taâtiniz cümle hebâdır
1. bent
Bizi şarapla sarhoş olmuş sanmayın. Biz elest sarhoşuyuz. Meyhaneye devam edenlerdeniz. Tasavvufun eylemli yönü, dergâhlarda gerçekleşir. Kendisi mutasavvıf bir şair olan Bağdatlı Ruhi de “harabat, meyhane” kelimelerini bu anlamda kullanmaktadır. Şair biz içki sarhoşu değil, bezm-i eletsin (aşk) sarhoşuyuz demektedir. Şair bu hanede hep “biz” sözünü kullanacaktır ki, tasavvuf ustaları (uzman) anlamındadır. İffetsiz olanlar, bizi namussuzlukla vasıflandırırlar. Oysa biz avuç ve kadehin kenarına öpmek isteyenleriz. Şair harabati bir görünüş içinde kendisini ayıplayanlara cevap vermektedir. Biz aşk kadehinden çekenler ve kadehi sunanların avuçlarını öpen rintleriz demektedir. (Eskiden töre gereği elle ikramda bulunanların avucu öpülürdü.) Kadeh aşk olduğuna göre, saki de mürşid-i kâmildir. Dünya meclisinin başköşesine bakıp da neyleyeyim? Yerimiz içki küpünün dibidir, biz onu sevenlerdeniz. Şair bu beyitte gözümüz sadarette değil, harabattadır demektedir. Biz aşka kul oluruz, ona diz çökeriz. “Sadr” ile “pây” (baş ve ayak) arasında “Tezat” sanatı vardır. Biz kimseyi incitmeyi sevmeyiz ama kadehi kıran zahidin gönlünü de kırarız. Sert yaptırımları olan zühdi inanışa karşı, şair aşkı savunuyor. Hiç kimseyi incitmeyen bir kişi de olsa, aşkı küçümsediği zaman karşısında şairi görüyor. Bu beyit, “hane”nin hemen hepsine baskın, mağrur bir eda göstermektedir. Şaire bu duyguyu veren, aşktır. Kötü niyetli kişilerin bizden uzak olması iyidir. Zira parmağımızda şast (yatkınlık, ustalık) vardır, okumuz yere düşmez (hedefine varır). Şair kötü niyetli kimselerin kendisinden uzakta kalmasını hem onlar, hem de kendi namına daha hayırlı buluyor. Çünkü onun attığı oklar, şast sayesinde isabet kaydedecektir. Okun yere düşmemesi, şair için bir üstünlük olarak ele alınmaktadır. Bu ölümlü dünyada biz ne fakiriz, ne zenginiz. Yalnız bize yükseklik taslayanlara biz de yüksekten bakarız, alçak gönüllerle alçak gönüllü oluruz. Şair burada dünyevi bir iddiasının olmadığını ortaya koyarken, her şeyin karşılıklı olduğunu da ileri sürüyor. Burada “mîr” ile “âlâ” ve “gedâ” ile “pest” arasında leff ü neşir sanatı vardır. Gönül ehli kişilerle arkadaşlık ediyoruz, kavgamız yok. Gerçi meyhanedeyiz fakat aşk ile sarhoşuz. Meyhane içki içilen yerdir ve arbedesi eksik olmaz. Biz aynı meyhanede, aynı aşk kadehini paylaşan, gönül arkadaşlarıyız. Biz can alemi meyhanesinin içkisiyle sarhoş olmuşuz. Kadeh çekenler topluluğunun da baş halkasıyız. Şair bir halkanın etrafında oturup da elden ele kadeh devretme durumunu, bütün dünyayı içine alan bir zincire, kendisini de bu zincirinin baş halkasına benzetmektedir. Şair aynı zamanda bu devri (elden ele dolaşma) ilk başlatan biri olmanın zevk ve gururu içindedir. Bu şiir 17 benttir. İlk hane ve vasıtasında şair ilâhi aşkı konu olarak ele almakta, diğer hanelerde de başka konuları anlatarak uzun manzume örneği vermektedir.
Bizi şarapla sarhoş olmuş sanmayın. Biz elest sarhoşuyuz. Meyhaneye devam edenlerdeniz. Tasavvufun eylemli yönü, dergâhlarda gerçekleşir. Kendisi mutasavvıf bir şair olan Bağdatlı Ruhi de “harabat, meyhane” kelimelerini bu anlamda kullanmaktadır. Şair biz içki sarhoşu değil, bezm-i eletsin (aşk) sarhoşuyuz demektedir. Şair bu hanede hep “biz” sözünü kullanacaktır ki, tasavvuf ustaları (uzman) anlamındadır. İffetsiz olanlar, bizi namussuzlukla vasıflandırırlar. Oysa biz avuç ve kadehin kenarına öpmek isteyenleriz. Şair harabati bir görünüş içinde kendisini ayıplayanlara cevap vermektedir. Biz aşk kadehinden çekenler ve kadehi sunanların avuçlarını öpen rintleriz demektedir. (Eskiden töre gereği elle ikramda bulunanların avucu öpülürdü.) Kadeh aşk olduğuna göre, saki de mürşid-i kâmildir. Dünya meclisinin başköşesine bakıp da neyleyeyim? Yerimiz içki küpünün dibidir, biz onu sevenlerdeniz. Şair bu beyitte gözümüz sadarette değil, harabattadır demektedir. Biz aşka kul oluruz, ona diz çökeriz. “Sadr” ile “pây” (baş ve ayak) arasında “Tezat” sanatı vardır. Biz kimseyi incitmeyi sevmeyiz ama kadehi kıran zahidin gönlünü de kırarız. Sert yaptırımları olan zühdi inanışa karşı, şair aşkı savunuyor. Hiç kimseyi incitmeyen bir kişi de olsa, aşkı küçümsediği zaman karşısında şairi görüyor. Bu beyit, “hane”nin hemen hepsine baskın, mağrur bir eda göstermektedir. Şaire bu duyguyu veren, aşktır. Kötü niyetli kişilerin bizden uzak olması iyidir. Zira parmağımızda şast (yatkınlık, ustalık) vardır, okumuz yere düşmez (hedefine varır). Şair kötü niyetli kimselerin kendisinden uzakta kalmasını hem onlar, hem de kendi namına daha hayırlı buluyor. Çünkü onun attığı oklar, şast sayesinde isabet kaydedecektir. Okun yere düşmemesi, şair için bir üstünlük olarak ele alınmaktadır. Bu ölümlü dünyada biz ne fakiriz, ne zenginiz. Yalnız bize yükseklik taslayanlara biz de yüksekten bakarız, alçak gönüllerle alçak gönüllü oluruz. Şair burada dünyevi bir iddiasının olmadığını ortaya koyarken, her şeyin karşılıklı olduğunu da ileri sürüyor. Burada “mîr” ile “âlâ” ve “gedâ” ile “pest” arasında leff ü neşir sanatı vardır. Gönül ehli kişilerle arkadaşlık ediyoruz, kavgamız yok. Gerçi meyhanedeyiz fakat aşk ile sarhoşuz. Meyhane içki içilen yerdir ve arbedesi eksik olmaz. Biz aynı meyhanede, aynı aşk kadehini paylaşan, gönül arkadaşlarıyız. Biz can alemi meyhanesinin içkisiyle sarhoş olmuşuz. Kadeh çekenler topluluğunun da baş halkasıyız. Şair bir halkanın etrafında oturup da elden ele kadeh devretme durumunu, bütün dünyayı içine alan bir zincire, kendisini de bu zincirinin baş halkasına benzetmektedir. Şair aynı zamanda bu devri (elden ele dolaşma) ilk başlatan biri olmanın zevk ve gururu içindedir. Bu şiir 17 benttir. İlk hane ve vasıtasında şair ilâhi aşkı konu olarak ele almakta, diğer hanelerde de başka konuları anlatarak uzun manzume örneği vermektedir.
6. bent
Bir sabah vakti ansızın ibadet etmek için mescide gittim. Yoldan çıkmış kimselerin halka şeklinde oturduklarını gördüm. (Bu beyit bir hikâyenin başlangıcıdır.) Bu topluluktan kimisi vahdete dalmış, eline tespih almış, hepsinin dilinde kırk veya elli sözü var. “Ne alıyorsunuz, ne satıyorsunuz, ne sayıyorsunuz? Dilinizde ne nebi, ne Allah var.” dedim. Biri; “Şehrimizin valisi her zaman hayırda bulunmak üzere mescide gelir.” dedi. “O ikbali gökyüzü kadar yüksek olan mürüvvetli kişinin lütufları kırk veya elli akçedir. Bekle, şimdi onun gelme zamanıdır.” Buraya kadar olan mısralarda şair, mescidi dolduran ve asıl amaçtan sapmış olan kişiler topluluğunu kınamakta, onları komik ve zavallı bir tablo içinde anlatmaktadır. Kırk elli sözünün ne anlama geldiğini anladıktan sonra: “Mescide gelişlerinin amaçlarını anladım. Onlardan yüz çevirerek, ey cemaat biliniz ki dedim…” “Sizden kim uzak olduysa o, Hakk’a yakındır. Sizin tuttuğunuz yol yanlıştır. Sizler dalâlet yolundasınız.” “Doğrusu bu ki bütün işimiz ikiyüzlülüktür. İbadetlerimizin hepsi (böyle yapınca) boşunadır.”
Bir sabah vakti ansızın ibadet etmek için mescide gittim. Yoldan çıkmış kimselerin halka şeklinde oturduklarını gördüm. (Bu beyit bir hikâyenin başlangıcıdır.) Bu topluluktan kimisi vahdete dalmış, eline tespih almış, hepsinin dilinde kırk veya elli sözü var. “Ne alıyorsunuz, ne satıyorsunuz, ne sayıyorsunuz? Dilinizde ne nebi, ne Allah var.” dedim. Biri; “Şehrimizin valisi her zaman hayırda bulunmak üzere mescide gelir.” dedi. “O ikbali gökyüzü kadar yüksek olan mürüvvetli kişinin lütufları kırk veya elli akçedir. Bekle, şimdi onun gelme zamanıdır.” Buraya kadar olan mısralarda şair, mescidi dolduran ve asıl amaçtan sapmış olan kişiler topluluğunu kınamakta, onları komik ve zavallı bir tablo içinde anlatmaktadır. Kırk elli sözünün ne anlama geldiğini anladıktan sonra: “Mescide gelişlerinin amaçlarını anladım. Onlardan yüz çevirerek, ey cemaat biliniz ki dedim…” “Sizden kim uzak olduysa o, Hakk’a yakındır. Sizin tuttuğunuz yol yanlıştır. Sizler dalâlet yolundasınız.” “Doğrusu bu ki bütün işimiz ikiyüzlülüktür. İbadetlerimizin hepsi (böyle yapınca) boşunadır.”
İki örneği verilen bu 17 bentten oluşan terkib-i bent’in baskın fikri; din namına yapılan safsata, riya gibi ikiyüzlülüklere ait yergilerdir. Şair bu yergi fikrinden hemen hiç ayrılamamış, daha çok aşk konusunun işlendiği gazellerinde bile toplumun her türlü aksayan yönlerini kınamıştır.






































