? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi

Oruç Baba kimdir ?

Kategori 2 yorum
Oruç Baba olarak anılan kişinin, eski zamanlarda yine aynı semtte yaşayan, çok fakir olduğu halde orucunu tutup, iftarını da bir parça kuru ekmek ve sirkeyle açan bir derviş olduğu rivayet edilir. Bir başka inanışa göre de Oruç Baba, 1453 yılında İstanbul kuşatmasında savaşan bir askerdir.

Salı

Atlantis bulundu mu ?

Kategori 0 yorum

Bilim insanları, petrol şirketlerinin okyanuslarda yaptığı keşiflerde topladığı verileri bir araya getirerek son yılların en heyecan verici keşiflerinden birine imza attı. Jeologlar, Kuzey Atlantik Okyanusu’nda deniz tabanının altında, şekli tıpkı kayıp kıta Atlantis’i andıran bir ada keşfetti.

56 milyon yıl öncesine uzanan coğrafi oluşumda nehir yatakları ve dağlar bulunduğu belirtildi. Nature Geoscience dergisinde yayımlanan araştırma ekibinin başındaki isim, Cambridge Üniversitesi’nden Nicky White, “Deniz yatağının yaklaşık 2 kilometre altında antik bir kara parçası duruyormuş gibi görünüyor” dedi.

Pazar

Efsane Film Matrix Devam Edecek Mi ?

Kategori 0 yorum

Keanu Reeves, Wachowski Kardeşler'in efsane üçlemesi 'Matrix'in devamını çekebileceğini söyledi...

Keanu Reeves, son filmi 'Henry’s Crime’ın Londra gösteriminde Matrix hayranlarının bazılarını heyecanlandıracak, son iki filmi sevmeyen sinemaseverlere ise 'yine mi' dedirtecek açıklamalarda bulundu.
Reeves, Wachowski Kardeşler'in 'Matrix 4' için yeni senaryolar üzerinde çalıştığını ve böyle bir proje gerçekleşirse yeni 'Matrix'in 3D teknolojisiyle çekileceğini açıkladı.
Filmi 3D yapmayı planladıklarını söyleyen Reeves, Wachowski Kardeşler'in bu teknolojinin avantaj ve dezavantajlarını konuşmak için James Cameron’la buluştuklarını da açıkladı.

Pazartesi

Daemon Tools ne işe yarar ? Nasıl Kullanılır ?

Kategori 19 yorum
Daemon Tools'u duymayanınız kalmamıştır. Bu yazıyı yinede duymayanlar için yazıyorum, tabi duydum diye de okumamazlık yapmayın :) Oradan buradan toparlayıp yazacaktım. Dedim o kadar zor mu kendim ellerimle yazayım :) Şimdi gelelim şu konuya.

Daemon Tools nedir ?


Daemon tools bir bakıma bilgisayarı kandırma programı gibi bir şeydir. Adamın biri bir oyunu alır onu cracklar partlara ayırır felan sonra en son .iso şekline getirir. Onu yükler internete bizde o dosyayı indirip Daemon Tools programı ile açarız ve karşımıza sanki bilgisayara bir CD/DVD takmışız gibi bir ekran gelir. İşte buna da sanal sürücü denir.

Pazar

Zombi nedir ? Nasıl olunur ?

Kategori 0 yorum
Zombi voodoonun Afro-Caribbean ve Creole ruhani inanç sistemlerinde ölümsüz bir insandır. Bu folklorik zombiler doğaüstü güçler ve şamanistik hekimliği vasıtasıyla, yaşayanlar arasında korku yaratmak amacı ile ölü insan bedenlerinin yeniden canlandırılmasıdır. Zombilerin daha korkunç versiyonları yamyamlık ögesi kullanılarak korku sinemasında sıkça sergilenmektedir. Ayrıca bu tür varlıklar hortlaklar ile aynı kapasitededir.

Pazartesi

Rüyalar kontrol edilebilir !

Kategori 2 yorum


Bilim dünyasınca rüyalarımız, beynimizin bilinç altımızı hatırlamaya çalışması sonucu gördüğümüz görüntüler olarak açıklanıyor. Peki rüyalarımızı kontrol etmemiz mümkün mü? Cevabı: EVET.

Perşembe

Survivor'a Nihat Doğan da katılacak

Kategori 0 yorum
Acun Ilıcalı’nın hem yapımcı hem sunucu olarak imza attığı “Survivor” yeni bölümünde şöhretlerle halkı karşı karşıya getiriyor. Nisan ayında başlayacak olan yeni bölüm için ünlüler kadrosu, önümüzdeki ay rakip takımla birlikte yarışmanın yapılacağı Dominik Cumhuriyeti’ne bağlı ıssız adaya doğru yola

PowerColordan su sogutmalı Radeon HD 6970 LCS

Kategori 0 yorum
Geçtiğimiz günlerde çift fanlı soğutucu kullandığı özel tasarımlı Radeon HD 6950 ve HD 6970 modellerini tanıtan PowerColor, bugün yaptığı açıklamayla su soğutmalı Radeon HD 6970 modelini de duyurdu. LCS serisi altında hazırlanan yüksek performans odaklı yeni modelde, konusu uzman isimlerden birisi olan EK firmasıın geliştirdiği Bakır tabanlı su soğutma bloğuna yer veriliyor. Tam yük altında kartı 50 derecenin altında tuttuğu belirtilen su soğutma bloğu ile hız aşırtmacılara ve performans tutkunlarına göz kırpan ekran kartı, 40nm üretim teknolojisiyle hazırlanan Cayman XT GPU'sundan güç alıyor.
256-Bit bellek veri yolu desteğine, 2GB GDDR5 bellek kapasitesine ve 1536x paralel işlem birimine sahip olan ekran kartı, fabrika çıkışı hız aşırtmalı olarak sunuluyor Grafik işlem birimi 925MHz'de, bellekleri ise 5700MHz'de görev yapan ekran kartı, çoklu ekran kartı kurulumları için Crossfire X teknolojisine de destek sunuyorlar. Görüntü aktarımı için çift DVI, HDMI ve DisplayPort konnektörlerine sahip olan su soğutmalı Radeon HD 6970 LCS'nin, PowerColor tarafından yakında satışa sunulması beklenirken, tavsiye edilen son kullanıcı satış fiyatı hakkında henüz açıklanmış herhangi bir bilgi bulunmuyor.

Cumartesi

Nedir bu Kinect ?

Kategori 0 yorum
Projenin amacı bilgisayar ortamında herhangi bir kontrol çubuğu veya kumanda kullanmadan, sadece el hareketleriyle oyun oynayabilmektir. Bunun yanında ses de ayrı bir işletimi için geçerlidir. Özellikle hareketli, maceralı oyunlarda bu sistemin çok kolaylık getireceğine inanılıyor. Kinect sisteminin el, kol hareketlerini algılaması ise kızılaltı ışın yayan projektörlerle gerçekleşiyor. Bu ışınlar görünmüyor. Işınların elde ettiği veriler, CMOS algılayıcılarında komuta çevriliyor. Bu sayede oyuna komut gidiyor. İşletim sisteminin kalitesinin yanı sıra bu komutlar bir saniyeden çok daha kısa zamanda ulaşmaktadır. 3. boyut grafiğinde gerçekleşmesi gereken hızlı komutları ise bilgisayara ait olan yazılım sağlıyor. Yani "Kinect", sadece komutları ulaştırmakla sorumludur.
Kinect sistemi, oyuna başlama komutu verilince kızılaltı ışın yaymaya başlar. Çok kısa süre içerisinde oyuncunun baş, gövde, kol, el, ayak gibi kısımlarını ve bu kısımların geçebileceği yerleri algılar. Bu algılama başarıyla gerçekleşince oyunda Kinect kullanılabilir. Kinect'in bu organları ve geçebileceği yerleri bilip, algılaması kendisinde bulunan yazılımdan dolayıdır. Kinect'e dahil olan bu özel yazılımda insanın yapabileceği milyonlarca hareket ve bulunabileceği milyonlarca durum bulunmaktadır. Bu durumlar ve hareketler için özel kodlar bulunmaktadır. Söz konusu olan bir durum, bu durumların içerisinde bulunursa (büyük ihtimal öyledir), özel kodları hemen bilgisayar sistemine yollamaya başlar. Kinect, bunların yardımıyla algılayabilmektedir. Fransa gibi bir cok ulkede satis fiyati 149 euro'dur.Türkiye'ye 27 Kasım tarihinde girmiş fakat kısa süre içinde tükenmiştir. Türkiye fiyatı 285 TLdir.

Pazartesi

Terkib-i Bent ve özellikleri

Kategori 0 yorum
Bentlerle kurulan uzun bir nazım biçimidir. Yaşamdan, talihten şikayet; felsefi düşünceler, dini, tasavvufi konular ve toplumsal yergilerin işlendiği şiirlerdir. En az beş en fazla on bentten oluşur. Her bent de beş ila 10 beyitten oluşur. Bentlerin kafiye düzeni gazele benzer. Her bendin (terkib-hane, kıta) sonunda vasıta beyti denen bir beyit vardır. Her bendin sonunda farklı vasıta beyitleri kullanılır. Bunlar bentlerden ayrı olarak kendi aralarında uyaklanır. Bentlerin kafiyelenişi gazeldeki gibidir. aa xa xa xa xa xa bb cc xc xc xc xc xc dd … (aa aa aa aa aa aa bb cc cc cc cc cc cc dd) Edebiyatımızda Bağdatlı Ruhi ve Ziya Paşa bu türün iki önemli şairidir. ikisi de toplumsal konularda yazmıştır.

Terkib-i Bent Özellikleri

1. Terkib-i bend bentlerden oluşmuş bir nazım şeklidir.
2. Her bent 5 ile 10 arasında beyitten oluşur.
3. Bentlerin sayısı 5 ile 12 arasındadır.
4. Bentlerin kafiye düzeni gazeldeki gibidir.
5. Her bentin sonunda “vasıta beyti” adı verilen bir beyit bulunur. Vasıta beyti her hanenin sonunda değişir. Eğer değişmiyorsa terci-i bend olur.
I. Bend: aa ba ca da ea … vv
II. Bend: bb cb db eb fb … yy
6. Hemen her türlü konunun ele alınabildiği terkibi bend edebiyatımızda çok kullanılmıştır. 7.özellikle Naat, mehdiye, hicviye vb. Nazım türleri, sosyal konular, din, tasavvuf ve felsefe konuları, terkib-i bend nazım şekli ile rahatlıkla anlatılmıştır. Ancak terkib-i bendin başlıca konusu mersiyedir.(Bâkî’nin Kanunî Mersiyesi, Şeyh Gâlib’in Esrâr Dede Mersiyesi)
7. Aruzla yazılır.
8. En önemli terkib-i bend üstadı Bağdatlı Ruhi’dir. Tanzimat şairi Ziya Paşa da önemli bir isimdir.

Terkib-i Bend 10 (Ziya Paşa)

İkbâl için ahbâbı siâyet yeni çıktı
Bilmez idik evvel bu dirâyet yeni çıktı
(Yükselmek, iyi bir mevkiye gelmek için dostlarını çekiştirmek yeni çıktı, önceleri bu beceriksizliği bilmezdik, bu da yeni çıktı)
Sirkat çoğalıp lâfz-ı sadâkat modalandı
Nâmus tamam oldu hamiyyet yeni çıktı
(Hırsızlık çoğalıp sadakat sözü moda haline geldi, namusu bitirdik, hamiyet yeni çıktı)
Düşmanlara ahbâbını zemm oldu zerafet
Dildardan ağyâra şikâyet yeni çıktı
(Düşmanlara dostları yermek bir incelik oldu; başkalarına gönül dostlarından şikayet yeni çıktı)
Sâdıkları tahkîr ile red kaide oldu
Hırsızlara ikram ü inayet yeni çıktı
(Sâdık kişileri aşağılama, reddetme benimsenir oldu; hırsızlara ikram ve yardım yeni çıktı)
Hak söyleyen evvel dahi menfûr idi gerçi
Hainlere amma ki riayet yeni çıktı
(Her ne kadar doğruyu söyleyenler de önceleri nefretle karşılanmışsa da ancak hainlere uyma yeni çıktı)
Evrak ile ilân olunur cümle nizâmât
Elfâz ile terfîh-i ra'iyyet yeni çıktı
(Bütün düzenlemeler bazı kâğıtlar ile ilan olunur, söz ile halkın refaha eriştirilmesi ise yeni çıktı)
Âciz olanın ketm olunur hakk-ı sarîhi
Mahmîleri her yerde himâyet yeni çıktı
(Güçsüz olanın en belirgin hakkı saklı tutulur, himaye görenleri her yerde korumak yeni çıktı)
İsnâd-ı ta'assub olunur merd-i gayûra
Dinsizlere tevcîh-i reviyyet yeni çıktı
(Gayretli kişiler taassubla suçlanırken dinsizlere özgü derin düşünce yeni çıktı)
İslam imiş devlete pâ-bend-i terakki
Evvel yoğ idi işbu rivâyet yeni çıktı
(Devletin yükselmesine engel olan İslamiyet imiş, önceleri yoktu, bu rivayet yeni çıktı)
Milliyyeti nisyan ederek her işimizde
Efkâr-ı Firenge tebaiyyet yeni çıktı
(Her işimizde millî benliğimizi unutarak Batı düşüncesine körü körüne bağlılık yeni çıktı)
Eyvah bu bâzîçede bizler yine yandık
Zîra ki ziyan ortada bilmem ne kazandık
(Eyvah bu oyunda bizler yine yandık, çünkü zarar ortada bu konuda bilmem biz ne kazandık). Ziya Paşa

Terkib-i Bend / Bağdatlı Ruhi

1. bent
Sanman bizi kim şîre-i engûr ile mestiz
Biz ehli harâbâtdanız mest-i Elest'iz
Ter-dâmen olanlar bizi âlûde sanır lîk
Bizi mâil-i bûs-ı leb-i câm ü kef-i destiz
Sadrın gözedüp neyliyelim bezm-i cihânın
Pây-ı hum-ı meydir yerimiz bâde-perestiz
Mâil değiliz kimsenin âzârına ammâ
Hâtır-şirken-i zâhid-i peymane-şikestiz
Erbâb-ı garaz bizden irâğ olduğu yeğdir
Düşmez yere zîrâ okumuz sâhib-i şastız
Bu âlem-i fânîde ne mîr ü ne gedâyız
Âlâlara âlâlanırız pest ile pestiz
Hem-kâse-i erbâb-ı diliz arbedemiz yok
Meyhânedeyiz gerçi velî aşk ile mestiz
Biz mest-i mey-i meygede-i âlem-i cânız
Ser-halka-i cem'iyyet-i peymâne-keşânız
6. bent
Vardım seher-i taât içün mescide nagâh
Gördüm oturu halka olup bir nica gümrâh
Girmiş kimisi vahdete almış ele tesbih
Her birisinün vir-i zebânı çil ü pencâh
Didüm ne sayarsız ne alırsuz ne satarsız
K’asla dilinüzde ne nebi var ne hod Allah
Didi biri kim şehrimizün hâkim-i vakti
Hayretmek için halka gelür mescide her gâh
İhsânı ya pencâh u ya çildür fukarâya
Sabreyle ki demdür gele ol mir-i felek-câh
Geldiklerini mescide bildüm ne içündür
Yüz döndürüb andan dedüm ey kavm olun âgâh
Sizden kim ırağ oldı ise Hakk’a yakındur
Zira ki dalâlet yoludur tuttuğunuz râh
Tahkik bu kim hep işimiz zerk ü riyâdır
Taklide siz taâtiniz cümle hebâdır
1. bent
Bizi şarapla sarhoş olmuş sanmayın. Biz elest sarhoşuyuz. Meyhaneye devam edenlerdeniz. Tasavvufun eylemli yönü, dergâhlarda gerçekleşir. Kendisi mutasavvıf bir şair olan Bağdatlı Ruhi de “harabat, meyhane” kelimelerini bu anlamda kullanmaktadır. Şair biz içki sarhoşu değil, bezm-i eletsin (aşk) sarhoşuyuz demektedir. Şair bu hanede hep “biz” sözünü kullanacaktır ki, tasavvuf ustaları (uzman) anlamındadır. İffetsiz olanlar, bizi namussuzlukla vasıflandırırlar. Oysa biz avuç ve kadehin kenarına öpmek isteyenleriz. Şair harabati bir görünüş içinde kendisini ayıplayanlara cevap vermektedir. Biz aşk kadehinden çekenler ve kadehi sunanların avuçlarını öpen rintleriz demektedir. (Eskiden töre gereği elle ikramda bulunanların avucu öpülürdü.) Kadeh aşk olduğuna göre, saki de mürşid-i kâmildir. Dünya meclisinin başköşesine bakıp da neyleyeyim? Yerimiz içki küpünün dibidir, biz onu sevenlerdeniz. Şair bu beyitte gözümüz sadarette değil, harabattadır demektedir. Biz aşka kul oluruz, ona diz çökeriz. “Sadr” ile “pây” (baş ve ayak) arasında “Tezat” sanatı vardır. Biz kimseyi incitmeyi sevmeyiz ama kadehi kıran zahidin gönlünü de kırarız. Sert yaptırımları olan zühdi inanışa karşı, şair aşkı savunuyor. Hiç kimseyi incitmeyen bir kişi de olsa, aşkı küçümsediği zaman karşısında şairi görüyor. Bu beyit, “hane”nin hemen hepsine baskın, mağrur bir eda göstermektedir. Şaire bu duyguyu veren, aşktır. Kötü niyetli kişilerin bizden uzak olması iyidir. Zira parmağımızda şast (yatkınlık, ustalık) vardır, okumuz yere düşmez (hedefine varır). Şair kötü niyetli kimselerin kendisinden uzakta kalmasını hem onlar, hem de kendi namına daha hayırlı buluyor. Çünkü onun attığı oklar, şast sayesinde isabet kaydedecektir. Okun yere düşmemesi, şair için bir üstünlük olarak ele alınmaktadır. Bu ölümlü dünyada biz ne fakiriz, ne zenginiz. Yalnız bize yükseklik taslayanlara biz de yüksekten bakarız, alçak gönüllerle alçak gönüllü oluruz. Şair burada dünyevi bir iddiasının olmadığını ortaya koyarken, her şeyin karşılıklı olduğunu da ileri sürüyor. Burada “mîr” ile “âlâ” ve “gedâ” ile “pest” arasında leff ü neşir sanatı vardır. Gönül ehli kişilerle arkadaşlık ediyoruz, kavgamız yok. Gerçi meyhanedeyiz fakat aşk ile sarhoşuz. Meyhane içki içilen yerdir ve arbedesi eksik olmaz. Biz aynı meyhanede, aynı aşk kadehini paylaşan, gönül arkadaşlarıyız. Biz can alemi meyhanesinin içkisiyle sarhoş olmuşuz. Kadeh çekenler topluluğunun da baş halkasıyız. Şair bir halkanın etrafında oturup da elden ele kadeh devretme durumunu, bütün dünyayı içine alan bir zincire, kendisini de bu zincirinin baş halkasına benzetmektedir. Şair aynı zamanda bu devri (elden ele dolaşma) ilk başlatan biri olmanın zevk ve gururu içindedir. Bu şiir 17 benttir. İlk hane ve vasıtasında şair ilâhi aşkı konu olarak ele almakta, diğer hanelerde de başka konuları anlatarak uzun manzume örneği vermektedir.
6. bent
Bir sabah vakti ansızın ibadet etmek için mescide gittim. Yoldan çıkmış kimselerin halka şeklinde oturduklarını gördüm. (Bu beyit bir hikâyenin başlangıcıdır.) Bu topluluktan kimisi vahdete dalmış, eline tespih almış, hepsinin dilinde kırk veya elli sözü var. “Ne alıyorsunuz, ne satıyorsunuz, ne sayıyorsunuz? Dilinizde ne nebi, ne Allah var.” dedim. Biri; “Şehrimizin valisi her zaman hayırda bulunmak üzere mescide gelir.” dedi. “O ikbali gökyüzü kadar yüksek olan mürüvvetli kişinin lütufları kırk veya elli akçedir. Bekle, şimdi onun gelme zamanıdır.” Buraya kadar olan mısralarda şair, mescidi dolduran ve asıl amaçtan sapmış olan kişiler topluluğunu kınamakta, onları komik ve zavallı bir tablo içinde anlatmaktadır. Kırk elli sözünün ne anlama geldiğini anladıktan sonra: “Mescide gelişlerinin amaçlarını anladım. Onlardan yüz çevirerek, ey cemaat biliniz ki dedim…” “Sizden kim uzak olduysa o, Hakk’a yakındır. Sizin tuttuğunuz yol yanlıştır. Sizler dalâlet yolundasınız.” “Doğrusu bu ki bütün işimiz ikiyüzlülüktür. İbadetlerimizin hepsi (böyle yapınca) boşunadır.”
İki örneği verilen bu 17 bentten oluşan terkib-i bent’in baskın fikri; din namına yapılan safsata, riya gibi ikiyüzlülüklere ait yergilerdir. Şair bu yergi fikrinden hemen hiç ayrılamamış, daha çok aşk konusunun işlendiği gazellerinde bile toplumun her türlü aksayan yönlerini kınamıştır.

Cuma

Altın şehir Eldorado

Kategori 0 yorum
Sisli insanlık tarihimizin içindeki bazı gerçekler bizlere efsaneleşerek ulaşıyor olabilir mi? Günümüzde bunu düşünmeye hiçbirimizin vakti yok.

Ama efsanelerde ya gerçeklik payı varsa?
Altın yaldızlı hükümdarın yaşadığı altın şehir El Dorado efsanesi kulaklara belki çok masalsı gelebilir. Hatta yüzyıllardır kulaktan kulağa anlatılanlar Kolombiyalı bir yerlinin Avrupalı istilacı ve yağmacılardan uygarlığının son kalıntılarını kurtarmak için uydurduğu etnik ve metruk bir masal dahi olabilir.

Güney Amerika yerlileri altına nasıl ulaştıklarının ve büyük uygarlıklarını nasıl adeta altından döşediklerinin mantıklı bir açıklamasını hiçbir zaman yapamamışlardır.

Tanrılarının teri ve gözyaşlarıydı onlara göre altın…

Büyük tapınaklarının inşasında, çiçekleri ve yaprakları bile altından yapılma bahçelerinde gökselliği işaret eden sütunlarda, seremoni eşyalarının tamamında, giysi ve aksesuarlarında kullandıkları altın için atalarına çok minnettar olduklarını sessizce fısıldarlardı.

Tanrılarının bir armağanı olan altının kozmik bir anlamı ve mesajı vardı onlar için.

Kaşiflerdeki istila ve sahiplenme hısrının doruğa çıkaran tek gerekçe yeni dünyanın altın efsaneleridir.

Ve altının bulunduğu yer elbette cennet olmalıydı.

Ama kaşifler yeni dünyaya silahları ve dini ön yargıları ile yelken açtıklarında doğrusu hiç de cennetkil niyetlerle donanmamışlardı.

Başta Kristof Kolomb olmak üzere Güney Amerika’nın yerli kültürü ile buluşan kaşifler, onların kurduğu büyük uygarlıkları anlamaya çalışmadılar bile.

Oysa yerlilerin sahip olduğu altın, uygarlıklarının en doğal parçası sayılıyordu. Ve en önemlisi, bu madene Avrupalılar gibi bir anlam yüklemedikleri açıkca belli oluyordu. Onlar altını ilahi bir simge olarak benimsemişlerdi.

Uygarlıklarının ilahi saflığını ve kozmik bütünlüğünü bu maden ile teşhir ediyorlardı dış dünyaya. Altın bu insanların Tanrıyla olan bağlantılarının bir belirtisiydi.

Tanrılarıyla, ölen atalarıyla ve doğayla ve doğayla konuşan dini liderleri (şamanlar) başlarına altından bir halka takarlar ve bu altın halkanın gücü sayesinde bilme güçlerinin arttığına inanırlardı. Evrenin söylediklerini duyabilmek için doğayla insan arasında aracılık eden altın madenin saf tınısına gereksinimleri vardı.

Şamanlar, halklarını her türlü dünyasal ve kozmik olaylar hakkında bilgilendirirken bu madenden yararlanıyorlardı. Bu yüzden Güney Amerika yerlileri için altın madeni, bir süs eşyası ya da kişisel bir güç temsilciliğinden çok bilimsel bir kimliğe sahipti.

Kuşkusuz Güney Amerika yerlilerinin doğayla altın madeni arasında kurdukları ilişki Avrupalı birinin madeni arasında kurdukları ilişki Avrupalı birinin anlayacağı türden bir ilişki biçimi değildi.

Avrupalı için altın tek bşr şey ifade ediyordu:
“Diğerlerinden güçlü olmak.

Özellikle dini otoriteler ve Avrupa’nın kraliyet sahipleri himayelerindeki kaşiflerin bu altınlara ulaşabilmeri için her türlü zorluğu ve zorbalığı açıkca yasak olarak ilan etmişlerdi. Ünlü El Dorado efsanesi Avrupalının keşif arzusunun en tozu dumana kattığı yıllarda zuhur etmişti.
Kristof Kolomb yeni dünya yerine, Hindistan’a ulaştığını zannededursun, ülkesine bu yeni diyarların haberlerini götürmek için geri döndüğündeyanında pek çok ağız sulandıran hikaye de getirmişti.
Dedikodular çabuk yayıldı ve çok geçmeden nerdeyse bütün bir İspanya halkı Kolomb’un gözler,yle gördüğü, altından yapılmış şehirleri konuşur oldu.

Onunla başlayan altın şehir söylenceleri sonradan Francisco Pizarro ve Hernan Cortes ile ayyuka çıktı.
Bu insanlar marifetiyle, Aztek ve İnka uygarlıklarının altından yapılmış güzide eserlerinin neredeyse tamamına yakını eritilip yüz milyonlarca dükalık servete dönüştürüldü.
Bununla yetinmeyen kaşifler ve yanlarındaki gemiciler hala tatmin olamamışlardı. El Dorado’nun izni bulamadıkların inanıyorlardı. Tanık oldukları altın imparatorlukları onların hırsını frenlemek yerine, daha da çoğaltmıştı.

Altınlar ele geçirildikçe büyüyen El Dorado efsanesi, günün birinde yerlinin gemicilerinden birine Kolombiya’da yaygın bir hikayeyi anlatmasıyla iyice alevlendi.
Hikayeye göre; bir zamanlar Kolombiya’da yaşayan bir kral vardı. Bu kral altın şehirin altın hükümdarıydı ve her sabah vücuduna sürdüğü bir yağın üzerine altın tozu serper, bütün gün bununla dolaşırdı. Güneşin ilk ışıkları ile birlikte sarayının yakınındaki göle gider, orada yıkanır ve birkaç saat geçmeden yeniden altınlaşırdı.

İşte bu fantastik hikaye Avrupalı gemicilerin amazonun daha da içlerine doğru hareket etmelerine neden oldu. Hastalık ve açlığa razı olarak isterik bir ruh hali içinde El Dorado’nun altın kapılarıyla karşılaşmayı ve orayı yağmalamyı hayal etmeye başladılar.

O gün bu gündür maceraperestler, gezginler, arkeologlar ve diğer niyeti belirsizler(!) hala El Dorado efsanesinin izni sürerler. Ama bilmezler ki altın şehir ve altın hükümdar El Dorado’ya ulaşmak için en az altın kadar saf olmak gereklidir.

Gerçekte dünyanın her yerinde bir El Dorado efsanesi hüküm sürmektedir.

İstanbul şehrinin altınları Haliç’te gömülüdür.
Frigya kralı Midas’ın dokunduğu her şeyi altına çeviren dileği nehrin sularında yıkanmasıyla son bulur, El Dorado mitini anımsatırcasına.

Simyanın değersiz madenleri altına dönüştürmekten ziyade, kendini altın bir bilince dönüştürmenin gerçek amaç olduğunu fark eden bir simyager gibi, El Dorado efsanesinin kendiş şbsaba sunuşu da, bir bakıma altın kadar saf ve her zaman ışığını koruyan bir insan olunduğunda onun keşfedileceği ile ilgili olmasıdır. Bu yüzden soruyu yeniden sormak gerekebilir, “El Dorado gerçekten var mıdır” diye. Dünya üzerinde olsun olmasın, eğer efsanevi altın şehir ve altın yaldızlı hükümdar içimizde bir yerlerde mutlaka vardır.

Mecazi olarak kendi hazinelerimizi keşfetmeki dahası fark etmek bunun için kıymetli değil midir? Ve kim bilir, belki de El Dorado insan bilincinin değişerek, dönüşerek ve gelişerek varabileceği altın noktasıdır.

Kaynak: Bilgi güçtür, paylaştıkça büyür

Şövalye olmanın 10 kuralı

Kategori 0 yorum




  1. Kutsal saydığı değerleri ölümü pahasına korumak.

  2. Savunmasız ve acizleri korurken onlara saygı göstermek.

  3. Ülkesini sevmek.

  4. Düşmandan önce savaş meydanından geri çekilmemek.

  5. Kötülüklerin ve acımasızlığın karşısında durmak.

  6. İnandığı değerlerle çakışmadığı sürece, emri altında olduğu amirlerinin tüm emirlere uymak.

  7. Sözüne sadık olmak, onurunu küçük düşürecek davranışlardan uzak durmak.

  8. Cömert olmak, kendisine gösterilen iyiliği asla unutmamak.

  9. Her durumda doğruluğun ve iyiliğin temsilcisi olmak.

  10. Tek bir bayana karşı aşk beslemek, ona bağlı olmak.


Kaynak: Bilgi güçtür, paylaştıkça büyür

Adolf Hitler, öldü mü ? Öldürüldü mü ?

Kategori 0 yorum

FSB Arşivler ve Kayıtlar Masası Başkanı Vasili Hristoforov, Hitler'in bir asker gibi tabancasını çekerek intihar ettiği yönündeki iddiaları yalanladı.



Rusya istihbarat kurumu FSB Arşivler ve Kayıtlar Masası Başkanı Vasili Hristoforov, Nazi Almanyası lideri Adolf Hitler'in bir asker gibi tabancasını çekerek intihar ettiği yönündeki iddiaları yalanladı.

Vasili Hristoforov, "Hitler zehir alarak öldü." İddiasında bulundu.

9 Mayıs İkinci Dünya Savaşı Zaferi'nin 65.yıldönümü vesilesiyle Hristoforov, savaşla ilgili bazı gizli bilgileri Rus basınına aktardı. Arşiv belgelerine atıfta bulunan FSB yetkilisi, Hitler'in o sıralarda 17 Ocak 1945'ten sonra Berlin'de kendi gizli bunkerinde saklandığını belirtti.

Hristoforov, "30 Nisan'da Berlin'de sokaklar arasındaki sihalı çatışmalarda esir alınan Hitler'in özel kalem odasını savunmakla yükümlü SS özel karma tabur onbaşısı Paul Marzers şu bilgileri aktardı: 28 Nisan'a kadar Hitler bunkerde idi. 3 Mayıs'ta da Alman hükümet binasına ait bodrum katında özel koruma yetkilisi Erik Haberman sivil elbisede kıskıvrak yakalandı. Haberman bize Hitler'in öldüğünü söyledi." dedi.

Sovyet gizli istihbarat görevlilerinin 5 Mayıs'ta bunkere yakın alanda Hitler ve eşi Eva Barun'un aşırı yanmış cesetlerini bulduğunu belirten FSB yetkilisi, cesetlerin teşhisi için özel askeri tıbbi heyet oluşturulduğunu ifade etti. Yapılan araştırma ve incelemeler sonucunda yapılan tutanak belgeye dayanan Hristoforov, "Yangında önemli değişiklikler olmuş cesetlerde ağır yaralanma veya ölümcül hastalık işaretleri tespit edilmemiştir. Ağız boşluğunda ezilmiş cam ampul kalıntıları bulunmuştur... İnceleme komisyonu ölümün zehirli birleşimlerin sonucu meydana geldiği kanaatine vardı. Böylece daha sonra kaçmayı başaran Nazi yetkililerin "Hitler kendi gizli bunkerinde bir asker gibi öldü" gibi yaydıkları efsane ortadan kaldırılmış bulunuyor." diye konuştu.

FSB yetkilisi, Hitler'in ceset teşhisiyle ilgili sonuçların SSCB lideri Josef Stalin'e de aktarıldığını sözlerine ekledi. Hristoforov, Moskova'da özel saklanan Hitler'in çene kemiğinin Nazi liderine ait olduğunu da kaydetti. 



Kaynak: Bilgi güçtür, paylaştıkça büyür

Cumartesi

Kızıl tehlike devam ediyor

Kategori 0 yorum
Macaristan'da kaza sonucu çevreye yayılan zehirli kızıl çamur durdurulabilmiş değil.

Macaristan'ın Ajka şehrinde faaliyet gösteren alüminyum fabrikasındaki kaza sonucu çevreye yayılan kimyasal zehirli kızıl çamurun yol açtığı tehlikenin devam ettiği açıklandı.

Macaristan Afet Dairesi Sözcüsü Tibor Dobson, alüminyum fabrikasında kimyasal zehirli kızıl çamurun bulunduğu 10 nolu deponun hasar gördüğünü, kızıl çamurun yeniden çevreye yayılabileceğini açıkladı.

Dobson, tehlikeye karşı fabrikaya en yakın yerleşim birimi olan Kolontar köyünün tamamen boşaltıldığını, 10 nolu deponun kontrollerinin helikopter ile yapıldığını söyledi.

Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Savunma Bakanı Csaba Hende ve İçişleri Bakanı Sandor Pinter olay yerine gelerek incelemelerde bulunuyor.

Macaristan'ın Ajka şehrinde faaliyet gösteren alüminyum fabrikasında 4 gün önce meydana gelen kazada fabrikadaki iki setin yıkılmasıyla yaklaşık 1 milyon metreküp kimyasal zehirli kızıl çamur etrafa yayılmış, 7 kişi hayatını kaybetmiş, 120 kişi yaralanmıştı. 

Salı

Football Superstars

Kategori 0 yorum
Çok çok çok çok güzel online 3d furbol oyunu, I Can Football'da var ama, onu ben kurdum, sistem denetleme işlevinden geçmemişti, başka bilgisayarlarda da aynı hatayı veriyordu. Bence bu oyun çok güzel,

Oyunun resmi web sitesi;

http://footballsuperstars.com/

Oyunun Facebook hayran sayfası;

http://facebook.com/footballsuperstars

Oyunu indirmek için tıklayınız

Kurulum:

Arkadaşlar indirdiğiniz dosya oyunu indirme dosyası,

Porgramdaki Yeşil Bar dolduktan sonra programdan oyuna kayıt olun daha sonra çıkın, Daha sonra indirdiğiniz dosyayı tekrar çalıştırın, birkaç güncelleme yaptıktan sonra oyuna girebilirsiniz...

İyi eğlenceler...

Oyun içi ekran görüntüleri:









Şebekeler Hack'lendi, dinleniyor olabilirsiniz

Kategori 0 yorum
Şebekeler Hack'lendi, dinleniyor olabilirsinizBir güvenlik şirketinin yaptığı açıklamaya göre, Türk operatörlerin kullandığı A5/1 algoritması, son derece kısa süre içerisinde kırılabiliyor. Peki bu ne anlama geliyor? Cihazınızdaki bütün bilgiler Hacker'ların eline geçebilir, konuşmalarınız istenmeyen üçüncü kişiler tarafından dinlenebilir.

1987 yılında geliştirilen A5/1 algoritması, Kraken adlı yazılımla birlikte saniyeler içerisinde aşılabiliyor. A5/1 ve 1989 yılında geliştirilen A5/2 algoritmaları, bu yıllarda GSM şebekelerinin Avrupa dışında yaygın olmaması dolayısıyla birer sır olarak saklanıyordu. Ancak 1994 yılında Marc Briceno tarafından genel tasarım ortaya çıkarıldı. Briceno aynı zamanda "tersine mühendislik" (reverse engineering) uygulayarak -telif hakkı, lisans vs. ihlal etmeden- her iki algoritmayı da kopyaladı. 2000 yılına geldiğimizde ise dünya genelinde 150 milyon civarında kullanıcı, A5/1 algoritmasını kullanarak mobil iletişim kuruyordu. Resimdeki uyarı ise kullanıcıyı, şifreleme sisteminin şebeke tarafından sağlanmadığını ve veri alışverişinin güvenli olmadığını belirtiyor.
Ana Sayfa