Endişelerimden kurtulduğum ve hayalimdeki bölüme ulaştığıma göre bu kutularla saatlerce oyalanabilirim. Bunları sakladım. Çünkü, bu kutular sıraya oturduğum anda sınıftaki atmosfer, öğrencilerin yaydığı negatif elektrik, geçmiş ve gelecek kaygısıyla 10 dakika içinde gireceğim sınavı hatırlatıyor. Kaç sene emek vermişiz bu sınav için. Öyle sınavda verilen şeyleri gidip de çöpe atacak değilim. Tabi benim tam zıttım şeklinde düşünenlerde var. Sınavdan çıkınca kalemleri denize fırlatanını da gördüm. Bu da insanı rahatlatırdı aslında :) Ama ben saklayıp arşivlemeyi tercih ediyorum. Seneye sırf bilgilerimi taze tutmak için tekrar gireceğim sınava. Üzüldüğüm tek bir nokta var. Sadece matematiği kötü olan ben son sene matematik dersindeki netimi inanılmaz bir şekilde artırmıştım. Ama gelin görün ki istediğim/kazandığım bölüme kavuşunca matematikten eser kalmadı. Arada sırf eski günleri yad etmek adına bir de bilgileri taze tutmak adına birkaç branş testi çözüyorum.
kişisel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kişisel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pazar
Devr-i Alem #7
Zaman:
Pazar, Mayıs 04, 2014
Kategori
kişisel
4
yorum
Endişelerimden kurtulduğum ve hayalimdeki bölüme ulaştığıma göre bu kutularla saatlerce oyalanabilirim. Bunları sakladım. Çünkü, bu kutular sıraya oturduğum anda sınıftaki atmosfer, öğrencilerin yaydığı negatif elektrik, geçmiş ve gelecek kaygısıyla 10 dakika içinde gireceğim sınavı hatırlatıyor. Kaç sene emek vermişiz bu sınav için. Öyle sınavda verilen şeyleri gidip de çöpe atacak değilim. Tabi benim tam zıttım şeklinde düşünenlerde var. Sınavdan çıkınca kalemleri denize fırlatanını da gördüm. Bu da insanı rahatlatırdı aslında :) Ama ben saklayıp arşivlemeyi tercih ediyorum. Seneye sırf bilgilerimi taze tutmak için tekrar gireceğim sınava. Üzüldüğüm tek bir nokta var. Sadece matematiği kötü olan ben son sene matematik dersindeki netimi inanılmaz bir şekilde artırmıştım. Ama gelin görün ki istediğim/kazandığım bölüme kavuşunca matematikten eser kalmadı. Arada sırf eski günleri yad etmek adına bir de bilgileri taze tutmak adına birkaç branş testi çözüyorum.
Cuma
Unut(a)madığım Filmler #3
Zaman:
Cuma, Nisan 11, 2014
Kategori
Unutamadığım Filmler
0
yorum

Inside Man (2006) - Serinin üçüncü yazısına Spike Lee'nin yönetmenliğini yaptığı suç, dram ve gerilim türündeki bu harika filmle başlamak istiyorum. Inside Man sıradan banka soygunu filmlerinin aksine sonunu hatta filmin gidişatını bile tahmin edemeyeceğinizi türden bir banka soygunu filmi. Özellikle siyahi oyuncu Denzel Washington'un başrolde polis rolünde oynaması süper bir seçim olmuş. Denzel Washington'un birçok filmini izledim. Bana göre ona en çok yakışan aynen bu filmdeki gibi bir tip. İşine değer veren ve gerekirse işi için onurlu bir şekilde ölmeyi göze alan bir dedektif. Clive Owen'a da kötü adam rolü pek bir yakışmış bu filmde. Denzel Washington ile arasında geçen diyaloglar muhteşem. Jodie Foster'ın filme verdiği tadı da unutmamak gerekir. Filme girmesiyle olayları etkilemesi bir oluyor zaten. O yönden de etkileyici bir yanı var.
Pazartesi
Devr-i Alem #6
Zaman:
Pazartesi, Şubat 24, 2014
Kategori
kişisel
1 yorum
.jpg)
Bu yöntemi bir videoda izlemiştim. O zamanlar bayağı fenomen olmuştu. Sonra bir gün herkes yatmışken The Walking Dead izleme vaktim gelmişti ve biraz da mutfağa keşfe çıkmıştım. Sonra resimdeki cipsi buldum. Aklıma izlediğim video geldi ve işte sonuç :)
.jpg)
Evimizin balkonundan çektiğim şu fotoğrafın arşivimde binbir türlüsü vardır herhalde. Ama ne kadar çekersem çekeyim hep farklı şeyler çağrıştırıyor bana. O şehrin üzerine çökmüş sisin içinden geçen Güneş ışınları... Zirvesi bulutlara karışmış Top Tepe... Ve usulca güneşin doğuşunu seyreden limanda bekleyen gemiler...
Orjinalinden Olduğu Gibi Kopyalanmış Türk Dizileri ve Türkiyede Dizi Anlayışı
Zaman:
Pazartesi, Kasım 25, 2013
Kategori
kişisel
3
yorum
Türk televizyon tarihi birçok diziye ev sahipliği yaptı. Bunlardan bazıları efsane olacak kadar güzel, bazıları da üç bölüm bile yayınlanmadan yayından kaldırılacak kadar kötüydü. 90'lı yıllarda yayınlanan kaliteli dizileri hatırlayın. Şimdiki dizilerle arasında ne kadar fark olduğunu düşünün. Artık hiçbir şey eskisi gibi değil. Günümüzde odaklanılan şey sadece 'para'. Eskiden oyuncular oynadıkları diziye değer veriyor, oynadıkları rol ile bütünleşiyorlardı. Şimdi öyle mi? Yönetmenler 'Nasıl reyting kazansam?', 'Kimi öpüştürsem de izlenme sayım artsa?', 'Ne yapsam da olay olsam; gündem de yer alsam?' gibi sorularla dizi çekiyorlar. Doğal olarak diziler bu gibi sorularla çekilince istenilen sonuca ulaşılamıyor. Ya üç bölüm sonra dizi bitiyor ya da bir sezon düşe kalka yayınlanıp öyle bitiyor.
Zaten internette bir dizi hakkında arama yaptığınızda o diziyle alakalı ne kadar izleme indirme bağlantısı çıkar. Burada da reyting kaygısının yerini hit kaygısının aldığını görüyoruz. Görsellere girildiğinde ise o diziyle ilgili çarpıcı başlıklar göze çarpar. Bir poster çalışması ya da fan art'a rastlayamazsınız. Varsa üç beş tane vardır. Bu aramayı yabancı diziler için yaparsak sonuçlarda o dizi ile ilgili çekim yerleri, kadrosu, senaryosu gibi bilgiler yer alır. Aşağıya doğru indikçe hayran forumları ve sayfaları gözümüze çarpar. Arada iki üç tane izleme veya indirme bağlantısı olsa da bunların büyük çoğunluğu beşinci ya da altıncı sayfalara doğru artış gösterir.
Zaten internette bir dizi hakkında arama yaptığınızda o diziyle alakalı ne kadar izleme indirme bağlantısı çıkar. Burada da reyting kaygısının yerini hit kaygısının aldığını görüyoruz. Görsellere girildiğinde ise o diziyle ilgili çarpıcı başlıklar göze çarpar. Bir poster çalışması ya da fan art'a rastlayamazsınız. Varsa üç beş tane vardır. Bu aramayı yabancı diziler için yaparsak sonuçlarda o dizi ile ilgili çekim yerleri, kadrosu, senaryosu gibi bilgiler yer alır. Aşağıya doğru indikçe hayran forumları ve sayfaları gözümüze çarpar. Arada iki üç tane izleme veya indirme bağlantısı olsa da bunların büyük çoğunluğu beşinci ya da altıncı sayfalara doğru artış gösterir.
Perşembe
Öğretmenim Mori'yle Salı Buluşmaları (1997)
Zaman:
Perşembe, Ekim 24, 2013
Kategori
kültür sanat ve edebiyat
0
yorum

Ögretmenim Mori’yle Salı Buluşmaları orjinal adıyla Tuesdays with Morrie, Mitch Albom'un en çok satan kitabıdır. 1997 yılının Ekim ayında New York Times'ta en çok satanlar listene girmiş ve altı ay içinde birinci sıraya yükselmiştir. 205 hafta gibi uzun bir süre bu listede yerini korumuş, 42 dile çevrilmiş ve 14 milyondan fazla satmıştır.
Kitabın çıkmasından iki yıl sonra kitap Mick Jackson'ın yönetmenliğinde sinemaya uyarlanmış, kitabın ana karakterleri olan Morrie Schwartz ve Mitch Albom'u sırasıyla Jack Lemmon ve Hank Azaria canlandırmıştır.
Pazar
Devr-i Alem #5
Zaman:
Pazar, Ekim 20, 2013
Kategori
kişisel
0
yorum
.jpg)
Perşembe
Ayrılık Bile Ağlardı, Ayrılığı Tatsaydı
Zaman:
Perşembe, Eylül 26, 2013
Kategori
kişisel
5
yorum

Sıkı takipçilerim lise yıllarımı bilirler. Eğer elime iyi bir not iyi bir döküman geçerse hemen blogumda paylaşırım. Üniversitede de aynı şekilde olacak. Okuduğum bölümde öğretmenlik dersleri var. Bu nedenle bolca sunum bolca döküman hazırlamam gerekecek. Bunları hazırlamışken blogumda da paylaşmayı ihmal etmeyeceğim. Öğretmenlik okuyanlar bilir. Eğitim bilimlerine giriş dersi fazlasıyla yorum kabiliyeti ve beyin fırtınası gerektiren bir ders. Blog yazmaya başlamamın başlıca sebeplerinden biri de buydu. Bunun yanında kendimi geliştirmek için de yazardım. Şimdi ise hem kendimi geliştirmek için hem de ihtiyacım olduğundan dolayı yazmaya devam edeceğim. Fark ettiyseniz hiçbir yazıyı alıntılamamaya çalışıyorum. Haberleri bile kendi yorumuma göre değerlendirip de yayınlıyorum.
Biraz üniversiteden bahsetmek gerekirse okuduğum bölümün dersleri çok rahat. Beni zorlayacak hiçbir ders yok desem yeridir. Üniversiteden önceki öğrencilik hayatımda üniversite ortamını çok merak eder sistem nasıl işliyor öğrenmek isterdim. Önceleri dışardan çok karmaşık bir sistem gibi gelirdi ama olayın içine girince hiç de öyle olmadığını anladım. (Bu kısımdan sonrası bölümden bölüme değişiklik gösterebilir.) Mesela her derse haftada bir kere giriyorsun. Yani lisedeki gibi Pazartesi 2 saat matematik, çarşamba 2 saat matematik gibi dersler bölünmüyor. Bir günde 4 saati de görüyorsun. Sonra ikinci öğretim okumanın faydalarından olsa gerek, öğretmenler dersi hemen bitirip gitmek ve bizi de serbest bırakmak istedikleri için çoğunlukla blok ders yapıyorlar. Ama hemen bitsin diye de hızlıca anlatıp geçmiyorlar. Tam anlamıyla dersin hakkını vererek anlatıyorlar.
Üniversite sisteminin diğer sistemlerden bir farkı ise zil. Derse girerken ve çıkarken zil çalmıyor. Ara da fazlasıyla yetiyor zaten. Genellikle öğretmen ile aynı anda derse geliniyor. Geç kalsanız bile kapıyı çalıp yerinize geçebiliyorsunuz. Hiçbir sorun yok. Şu ana kadar bayağı eğlenceliydi bakalım. Vizeler ve finaller de gelsin yine bir şeyler yazarım buralara.
Üniversite hakkında yazdığım bu paragraf ilerleyen yıllarda bana bile gülünç gelebilir. Bunu eski yazılarımı okuyunca yüzümde oluşan tebessümden anlayabiliyorum. İlerleyen zamanlarda yine bir şeyler yazarım.
Neden yazı girmediğime gelince. Üniversiteye gidince yurtta kalacağım için ortamı görmeden dizüstü bilgisayarımı ilk günden götürmek istemedim. Kurban bayramından dönerken onu da yanımda getireceğim. Can sıkıntısı, film/dizi izleme, belki birkaç oyun, bunları bırakın ders için kesin lazım oluyor. Düzeni bir oturttum mu kaldığım yerden devam edeceğim.
Yeri gelmişken şunu da söyleyeyim. The Walking Dead dizisini Amerika yayınından dört saat sonra blogda yayınlayan ben bu olayı devam ettirip devam ettirmemek konusunda arada kaldım. Her hafta illa ki bir yazı girmek gerekiyor. Bunun da blogu çöplüğe çevirme gibi bir ihtimali var ama yazdığım yazılarda bölümle ilgili gözlemlerime yer veriyorum. Bu diğer durumu telafi edebilir. Artık gözlemlerim yazılarımda karakter betimlemelerinden olay/mekan ilişkisine kadar birçok konuya değinmeyi düşünüyorum. Böylesi daha zevkli olabilir. Öte yandan dizinin eskisi gibi torrent ve alt yazı dosyalarını paylaşmaya devam edersem telif hakkı ile ilgili sorun çıkacağından biraz endişem var ama bunu Kullanım Şartları ve İçerik Politikası sayfasıyla hallettiğimi düşünüyorum.
Aslında bu yazıyı yeni aldığım telefonla Nokia Lumia 820 ile girecektim fakat klavyesine tam anlamıyla alışamadım. Gönül isterdi ki; David Guetta'nın Gettin' Over You klibindeki kadar hızlı yazmak ama olmayınca olmuyor. Şimdilik alışmaya çalışıyorum. Neyse ki oda arkadaşlarımdan birinin bilgisayarı vardı. Onu kullanarak bu yazıyı yazabildim. Kendi bilgisayarımı getirince Nokia Lumia 820 ve önceki telefonum Nokia 6303i Classic hakkında adam akıllı bir inceleme yazısı yazmayı düşünüyorum.
Bu yazıya ilişkin olarak yazıma şu şarkıyı eklemeden edemeyeceğim :)
Pazar
Unut(a)madığım Filmler #2
Zaman:
Pazar, Ağustos 18, 2013
Kategori
Unutamadığım Filmler
9
yorum
Being John Malkovich (John Malkovich Olmak)
Filmi izlemeden önce her filmde yaptığım gibi film ile ilgili yorumları okuyup film hakkında bilgi sahibi olmak istedim. Sıradışı bir filme benzediğini düşündüm. Filmi izledikten sonra ise bundan fazlasını hakkettiğini. Sizi bilmem ama benim izlediğim en ilginç filmdi diyebilirim.
Craig (John Cusack) kendince yetenekli bir kuklacıdır ve yaşamını bu meslekle sürdürmeye çalışır. Craig'in eşi Lotte (Cameron Diaz) ise bir pet shop'ta çalışmaktadır. Lotte sürekli kendi işinde başından geçenleri Craig'e anlatıp durur. Bu Craig'i rahatsız etmeye başlamıştır. Şansı yüzüne gülen Craig bir firmada iş bulur. Şirkette tanıdığı Maxine (Catherine Keener) isimli bir genç kadın Craig'in ilgisini cezbeder. Ama Maxine Craig'e yanaşmamaktadır. Günün birinde Craig çalıştığı firmada gizli bir kapıcık bulur. Kapıdan içeri giren Craig nasıl olduysa kendini John Malkovich'in (John Malkovich) bedeninde bulmuştur.
Dizili Mizili bir Yaz
Zaman:
Pazar, Ağustos 04, 2013
Kategori
kişisel
5
yorum


İlk başta izlediğim diziler arasında sadece The Walking Dead vardı. Sonrası malum. The Walking Dead gibi kaliteli bir yapımın sonraki sezona hazırlanması için uzun zaman gerektiğinden verdiği sezon araları da uzun oluyordu. Her şey The Walking Dead'ın 3. sezon 8. bölümü "Made to Suffer" adlı bölümden sonra sezon içi arası vermesiyle başladı. Yaklaşık iki aylık arada her boş geçen Pazartesi günleri beni biraz daha sıkmaya başladı.

İşte o an başka bir dizi aradım ve Revolution'ı buldum. Onun da ilgimi çeken bir senaryosu vardı ve sanırım 14 bölümü izledikten sonra birkaç bölüm daha çıktı ve o da sezon arasını verdi.

Ondan sonra Arrow'a geçtim. Bu dizinin senaryosu da bir o kadar beni kendine bağladı derken o da sezon arası verdi. Nedense dizileri hep sezon arası verme terihleri yaklaşınca fark ediyorum.

Ama Under the Dome öyle olmadı. Bir arkadaş tavsiye çerçevesinde izlemeye başladım. Sanırım ilk başta mini sezon olarak düzenlenen bu dizi ikinci sezon onayını almış ve Stephen King çalışmalara başlamış. The Walking Dead dizisine de Stephen King el atınca olanları gördük. Reyting, tavanı deldi geçti.
Salı
Blog Yazarlığı Bana Ne Kazandırdı?
Zaman:
Salı, Temmuz 16, 2013
Kategori
mim
2
yorum


Zaman geçtikçe blog yazma anlayışımda değişiklikler yazma sebebim de farklılıklar olmaya başladı. Ama hiçbir zaman yazmaktan bıkmadım ve bunu bir menfaat için yapmadım. Sadece yazmam gerektiğini düşündüğüm için yazınca mutlu olacağımı bildiğim için yazdım.
Cuma
Blogculuk ve Gelecek
Zaman:
Cuma, Haziran 28, 2013
Kategori
kişisel
6
yorum


Blogculuk kavramı gün geçtikçe bünyesine daha fazla anlam katmaya devam ediyor. Artık blogculuk denildiğinde oturup konuşma dilinde günlük tarzında blog yazmak değil, bunun yanında bilimsel makale yazan bloglar, bir amaca hizmet eden bloglar ve hobi olarak yazılan bloglar akla geliyor.
Günümüzde blogculuk bambaşka bir boyut kazandı. Blogculuk 21. yüzyıla girildiğinden beri internette genel itibari ile kısa zamanda çok gelişti. Blogculuk geliştikçe gazetecelik, yayıncılık ve edebiyat alanını oldukça değiştirdi. Bloglar, gazeteler ve dergiler karşısında söz sahibi olabilme, fikrini savunma konularında blogculara bir cesaret verdi.
Pazartesi
Denizler ve Karalar Yer Değiştirdiğinde
Zaman:
Pazartesi, Nisan 22, 2013
Kategori
kişisel
1 yorum

Yukarıda gördüğünüz çalışma Vlad Gerasimov tarafından yapılan bir çalışmadır. Gerasimov, 1998'de web siteleri ve yazılım uygulamaları için kullanıcı arabirimleri tasarlamaya başlamış. Boş zamanlarında ise bunun gibi hayal dünyasını yansıtan masaüstü duvar kağıtları tasarlarmış. Bu hobisi zamanla bir iş haline gelmiş ve sonunda Vladstudio'yu kurmuş. Gerasimov'un kurduğu bu web sitesi aracılığı ile her türlü platform için harika duvar kağıtları indirebilirsiniz. İşin en güzel tarafı ise Vlad Gerasimov'un bu işi severek yapıyor olmasıdır. Bence çalışmalarının mükemmelliği de bundan kaynaklanıyor.
Cumartesi
New York'tan Kapıma Kadar Gelen GetGlue Stickerları
Zaman:
Cumartesi, Nisan 13, 2013
Kategori
kişisel
30
yorum
Aslında ümitsizdim. Çünkü birkaç hafta önce Enver bana kendisinin de istekte bulunduğunu fakat gelen giden bir şeyin olmadığını belirtmişti. Bunun belli nedenleri olabilir ama bilemiyorum.
Klavyenin Fenomenleri Yarıştı
Zaman:
Cumartesi, Mart 30, 2013
Kategori
kişisel
4
yorum


Saat 7 gibi uyandım. 9'a doğru sınav yerindeydim. Sınava gireceğim okul görüş mesafeme girdiğinde gördüğüm insan kalabalığı okulu görmeme engel oluyordu. Arabayı yol kenarına çekip kapıya doğru yaklaştım ve adam "Korkmayın. Sınava girecekler içeri geçsin." diye bağrıyordu. Ben de diğerleri gibi geçtim. O kadar acele ile olmuştu ki giriş belgem ve kimliğim cebimdeydi. Kapıdaki adamdan sonra bir adam onları sordu ve çıkartıp gösterdim. Herkes ilerdeki köşeden sola dönüyordu.
Sola döndüm ve gördüğüm manzara şuydu: İki adama bakan iki ayrı kalabalık. Aslında bu kalabalığın bir kısmı Q bir kısmı ise F klavye ile sınava girecek olanlardı. Fakat şu an için durum karışıktı. Yaklaşık 20 dakika işlerin düzene girmesini bekledik. Bir memur 1200. sıradan başlayıp adayları topluyordu. Bir başka memur ise isim isim alıyordu. Bir başka memur ise birinci sıradan başlamıştı. F klavye sırasında sınava girmeye çalışan bir Q klavye kullanıcısı durumun farkına varınca olanlar oldu ve elinde megafonla bir memur çıkageldi. Ortaya doğru şöyle seslendi: "Q klavyeler sağ tarafa! F klavyeler sol tarafa!" Herkes yerini almak için bir sağa bir sola yürümeye başladı. Sağ elin sol ele girmesi gibi bir manzara vardı. Bir yandan da sıraya girenler ile karışmaması için diğer kalabalığın geri çekilmesi için Titanic filminde filikalara sadece kadınları ve çocukları alan adam gibi bağıran bir adam kalabalığın sıradan iki metre geri çekilmesini istiyordu. Ben bu manzarayı görünce hemen aradan çekildim ve herkesin yerini almasını bekledim. Sıram geldi ve 25 kişilik Q2 grubu olarak binaya girdik.
Perşembe
Unut(a)madığım Filmler
Zaman:
Perşembe, Şubat 07, 2013
Kategori
Unutamadığım Filmler
9
yorum

Pazartesi
Beklenmedik Windows Anytime Upgrade Macerası
Zaman:
Pazartesi, Şubat 04, 2013
Kategori
kişisel
6
yorum

Perşembe
Oynamaktan Bıkmadığım Oyunlar
Zaman:
Perşembe, Ocak 31, 2013
Kategori
mim
1 yorum

Rıza arkadaşım güzel bir yazısında beni mimlemiş. Hoş da olmuş. Konu da güzel. Ben de hazır zaman bulmuşken cevabını vereyim dedim. Oyunları listelemeden önce şunu belirtmek isterim. Bazen o kadar yoğun oluyorum ki oyun oynamaya vakit kalmıyor. Bazen sırf bu yüzden gece 1'de 2'de yattığımı hatırlarım. Özellikle sınavlar bu vakti çok sıkıştırıyor. Ondan sonra blog var tabi. Birikmiş onca yazı varken oyun oynamayı unutuyorum.
Çarşamba
Objektifimden İbretlik Fotoğraflar #4
Zaman:
Çarşamba, Ocak 23, 2013
Kategori
kişisel
10
yorum

Yukardaki fotoğrafta 42° paralele bir seyahat adlı yazımda anlattığım Sinop gezisinden dönüş yolunda Renault Spring marka arabamızla Küre Dağının yokuşlarını tırmanırken arkamıza takılan 4 aracı görüyorsunuz. Araba geçen sene 20. yaşını kutlayarak trafikte hurda sınıfına geçti. Bu araçtan o yokuşu canavar gibi çıkmasını bekleyemezsiniz.
Cumartesi
Cuma
Sorularla Dolu Bir Mim
Zaman:
Cuma, Aralık 21, 2012
Kategori
mim
4
yorum

Bu mim macerasında birkaç hafta önce ben de yerimi almıştım. Her mim yazımda mim'in faydalarını anlatmak isterdim ama prensiplerim gereği konudan fazla uzaklaşmak istemem. Daha doğrusu ben rahatsız olurum. Okuyucuyu rahatsız ettiğim hissine kapılırım.
Bugün elektronik postalarımı kontrol ederken zeritte adlı bir blogcudan posta gelmiş. Açtım okudum. Bir yazısında beni mimlemiş. Açıkcası tanımadığım etmediğim birinden böyle mimli bir posta almak çok ilginç. Ama işte bu mim'in faydalarından sadece biri. Blogunu beğendim. Yazdığı konuları da beğendim. Adeta senaryosu kendine özgü kaliteli bir film gibi.
Yazdığı bu mimde birkaç soru var. Sanırım bu da sorulu bir mim. Böyle böyle öğreneceğiz artık bu işi.
.jpg)









